Bismillah…

Kısa, az, öz ve topluma faydası olan. Okunası makaleler yazmak zorundayım…

Özellikle gençlerin rahatlıkla anlayıp, anlamlandıracağı ve anlam çıkaracağı bir makale.

Tezat veya tenakuz kelimelerini kullanmak istemiyorum hatta zıt kelimesini dahi yazmak istemiyorum. Bu kelimelerin yerine tıpkı günümüz Türkçe ve edebiyat kitaplarında kullanıldığı gibi karşıt demek istiyorum. Zira insan bir kelimeyi ne kadar çabuk kavrarsa o denli ayrıntılı düşünme özelliğine erişir diye düşünüyorum. Tıpkı karşıt dediğimde hemen zıt kavramalı bir algının bellekte canlanması gibi…

Bellekte diyorum çünkü zihninde desem yeni bir kaosun kapısını aralamışım hissine kapılıyorum…

Olayları, düşündüğüm, yazmak istediğim kelimelerle ifade edememe korkusu öncelikle bendenizi üzüyor yeni bir girdaba sürükleniyor hissi veriyor…

Kelime ve kavramlar maalesef en büyük handikabımız. İfade i meramda zorlanıyoruz.

Yazım ebeveynlerden ziyade gençlere yönelik gibi olacak.

Sık sık şikâyet ettiğimiz ve her zaman kendi yetişme şartlarımızla kıyasladığımız gençlere…

Bu bağlamda;

Z kuşağı diye nitelendirdiğimiz ya da on sekiz yaş altı çocuklara kızma hakkımızın olduğuna asla inanmıyorum.

Onları yetiştiren ebeveynlere kızma hakkım var mı? diye sorgularsam.! Hayır! Ona da hakkım(ız) yok gibi.

O zaman suçlu ararsak, suçlu kim?

Evet çıkış kapısı olarak, mevcut sistemin zihinleri allak bullak eden, karman çorman mevcut eğitim yapısı karşımızda bir kaos gibi duruyor.

İster istemez son derece karışık, zihin bulandıran eğitim ve öğretim metodolojisi geliyor insan aklına.

Yegâne suçlu olarak.?!

Öğrencilerin, gençlerin zihinlerini allak bullak eden karmaşa eğitim alt yapımız.!

1980/ 90 lı yıllarda ,Sosyal kültürel altyapısı taban tabana zıt  İstanbul’da iki farklı ilçenin okulunda edebiyat öğretmenliği yaptım.

Öğrenciler arasında inanılmaz derecede bilgi, kültür ve sosyal bakış seviyesinin olduğunu çok net bir şekilde müşahede/ tespit ettim diyebilirim. Eşit seviyede ki Anadolu öğrencisinin durumunu tahmin edemiyorum.

Ancak bariz bir şekilde bu farklı sosyal alt yapıya rağmen, öğrenciler üzerinde yönlendirici etkin sebeplerin başında hiç şüphesiz ailenin, azımsanmayacak kadar farklı olduğunu müşahede ettim…

Son numaralı evladım bugünlerde lise öğreniminin sonlarında. Onunla hemen hemen her gün sohbet ederek günceli takip etmeye gayret ediyorum… 

Edebiyat kitabının ciddi anlamda en az evladım kadar meraklı takipçiyim…

O gün bugün farkı olarak: Lise öğrencisi olduğum yıllardaki edebiyat kitabının biraz daha hacimlisi, renklisi, büyük puntolusu, dizayn açısından az çok değişik olanı diyebilirim. Yeni ilave edilmiş birkaç yazar şairin dışında üç aşağı beş yukarı aynı.

Bizim zamanımızda Merhum Milli şairimiz Mehmet Akif biraz daha heybetli anlatım satırlarına sahipti.

Şiirleri günümüze kıyasla biraz daha anlaşılır seviyede idi.

Şimdilerde çok daha öksüz ve sahipsiz bir anlatıma, gündeme sahip.

Allah’tan “İstiklal Şiirimiz” da merasimler ve kutlamalarımızla bilvesile ayrıcalıklı olarak hatırlıyoruz…!

Neyse, suçlu aramaya devam edersek…!

Sistem kendini bir türlü yenileyemedi…

Siyasi tarihimizin en yoğun M.E. bakanlarının değiştiği bir sürece tanık olmamıza karşın…

Bu arada en önemli bir sebep olan 

Sosyal medya dediğimiz, herkesin şikâyetine maruz kalmasına rağmen bir türlü terk edilemeyen şeytan büyüsü mecrayı da es geçmemeliyiz.

Suçluyu bulduk galiba…!

Tramvayda, otobüste, vapurda, evde, çarşıda, bahçede velhasıl hemen her yerde ellerden bir türlü bırakılamayan, bizleri adeta pranga mahkûmu haline getirmiş, zihinlerimizi, algılarımızı darmadağın etmiş beyin yıkayıcısı mini monitörler…

Akılları baştan çıkaran, pekte uslu olmayan akıllı !! telefonlar…

Ya da kitle iletişim araçları ve sisli bir büyü ile örtülenmiş namı diğer sosyal medya…

Ellerimizden zamanı bir anda çekiveren, onlarca güzelliği bir çirkinlikle yok ediveren yepyeni bir dünya çeşnisi…

Zamanı olmayan bir alligatör…

Beyinlere attığı bir çapari ile bizleri yaşadığımız sonsuzluk denizinden çıkarıp bir naylon kaba hapis ediveren renkli şeytan oyuncağı…

Çare?

Öncelikle biz nasıl kurtulacağız sonra evlatlarımızı, torunlarımızı ve neslimizi nasıl koruyacağız.?!

Bir buçuk yaşında çocuğun eline tutuşturulan İpad ı almakta geç mi kaldık yoksa…?

Yeni dünya düzeninin yeni oyuncuları gerçekte bizler miyiz?

İki yıldır dünyanın başına bir kara büyü gibi çöken corona imtihanından çok mu daha tehlikeli bir canavarla karşı karşıyayız…?

O zaman bu azgın durdurulması güç ejderhaya dur demek zorundayız…!

Büyük âlimlerin mana sofralarından nasiplenmiş, hayatlarını İslam yoluna adamış Mücahitleri kendi güçlerince rehber edinen, eserlerinden az çok istifade etmiş insanlar olarak bu elim, acı gidişe dur demenin azmini bütün benliğimizle yaşamak zorundayız…

Evet öncelikle biz ebeveynler.

Bu bilinci yeniden yüklenmeliyiz.

Karanlığa bir mum bir ateş olmanın heyecanını korkusuzca, azimle, bilgiyle savunmalıyız…

Şikâyet ve ye’se (moralsizlik, ümitsizlik) düşmeye asla hakkımız yok…

Ebeveynler olarak, hepimiz birer İpad, birer akıllı telefon olmak zorundayız…

Nesli kurtarmanın biricik gücü biz ebeveynlerin yeni nesilden daha sistemli daha akıllı bir bilgiye sahip olmaktan geçiyor…

Onlar bizlerden çok daha çabuk algılasalar da…

Hepsi bu…

Yoksa ne sistem ne kitap ne de eğitmenlere kızarak kazanç sahip olamayız. Ve evlatlarımızı kazanamayız…

İslâm ve ilimle desteklenen bir donanıma sahip olduğumuz takdirde hiçbir gücün üzerimizde etkisi olamayacağı muhakkaktır…

En kalbi selâm ve saygılarımla…

1 Cemâziye’l evvel 1443.

Bir mini not ile noktalamış olayım: 

Tersine bir döngü ile kenarda sessizce oturan 90’lık aşısız annem corona illetine yakalandı. Nasıl yakalandı meçhul.

16 günlük hastane imtihanından sonra dün itibariyle taburcu oldu…

Sonra en küçük oğlum aşısız Fatih Esad yakalandı… o da çok şükür bugün itibarıyla zor süreci atladı.

Sonra hanım ve nihayetinde bendeniz bu imtihan belasına müptela olduk…

İnşallah bizler de birkaç güne zor süreci atlatacağız inşallah. Ben ve hanım aşılıyız.

Dua eder dua beklerim…

İbrahim Yavuz ZARİFOĞLU
Baba tarafından, orta Asya dan Maraş a göç eden Kafkas bir ailenin uzantısı olup Zarifoğlu ailesine mensuptur. Merhum Şair- Yazar Cahit Zarifoğlu' nun yeğenidir. Anne tarafı 1800’lü yılların başlarında Kastamonu’dan İstanbul’a göç etmiş bir aile. Hanoğulları ismi ile maruf. 1957 Şubat’ında, İstanbul/Fatih/Hırka-ı Şerif’te dünyaya geldi. İstanbul’un sur içini ve dört cephesini iyi bilen şairin bu şehre ait anıları duygulu ve çok zengindir. Hayatının dem tutan anları hep bu mübarek şehirde gizlidir. Babasının asker oluşu, bu cennet vatanın çok köşesini görme imkânını verdi. İlk ve ortaokulu Gaziantep ve Ankara, liseyi İstanbul ve Maraş, yüksekokulu ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. İlk İstanbul şiirlerinin tarihi 1980’li yıllara uzanır. Ancak yeniden toplanarak düzenlenmesi 2004, kitap haline gelme düşüncesi ise 2009’da tamamlanır. Şair İbrahim Zarifoğlu’nun Türkiye genelinde açılan şiir yarışmalarında; derece, mansiyon ve jüri özel ödülleri bulunmaktadır. Özel ve kamu kuruluşlarında yöneticilik yapan şair 1980-1996 yılları arasında dönem dönem İstanbul’un güzide liselerinde ücretli edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Evli ve altı çocuk babası olan şair, bir kamu kuruluşunda halen yönetici olarak çalışmaktadır. Şairin bugüne kadar Üçü müstakil " İstanbullu Şiirler " olmak üzere, yayımlanmış 8 adet şiir kitabı bulunmaktadır.

1 thought on “Suçlu Kim?

  1. Çağın en büyük hastalığına tam teşhis koymuşsunuz değerli hocam. Ama bunun bir tedavisi mümkünmü bilemiyorum. Bu ancak disiplinli ve çok iyi bir eğitimle deva bulur. Oysa bu sistemde hiç mümkün değil. Yüreğine gönlüne sağlık. Saygılar selamlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.