Önceki yazılarımızda dilin önemini ve bir millet için varlığının ne kadar hayati önem taşıdığına vurgular yaptık.

Dilin korunmasını vatanın, milletin ve dinin korunması ile eşdeğer bir öneme haiz olduğunu;
Bu eylemlere sahip olabilmenin yegâne şartı olarak okunmak gerekliliğini ısrarla ifade etmeye çalıştık.
Heyecanımızın bu ulvi değerle aynı anlamı yüklendiğini ve yeni örneklemelerle daha zengin olacağını yazdık.
Yazdık, çünkü dil mevzuu toplum için hayati bir öneme haiz bu yüzden yazmaya ısrar ediyoruz.

Okumak her şeyden önce dini bir vecibedir.
Okumak göz nuru, sevinç ve sürurdur.
Merak edilen keşif yolculuğunun -sırlı kapılarının ardı-ardınca -açılımı demektir. Buna bilgiye ulaşma susuzluğu, yeni bilinmez kapılara ulaşma tutkusu da diyebiliriz.
Bilginin sonu yok. Ancak açılan her yeni ilim kapısının ardından dilin mümtaz renklerini görme, seçebilme imkânına kavuşabilme iştiyakı var. Heyecanı var.

Bacon’ın dediği gibi : “İnsanın düşünceleri çoğunlukla eğilimlerine, sözleri bilgisine, görüş ve davranışları ise alışkanlıklarına uyar”. Bu bilgi hâlinin hayata /hayatımıza bir iz düşümüdür diyebiliriz.
Zira örf ve ananelerimiz bizler için bir kültür beşiği oluştururken, kültürel medeniyetimizin de yeni inşasını yapmaya başlarlar.
Burada esas olan aidiyet(sahip olunan bilginin, dilin, kimlik duygusunun) medeniyet kavramı ışığı altında sahip olma geleneğidir.
Zira dil ve kelimeler yazıya dönüştüğünde çok renkli, ışıltılı bir medeniyet aurası oluştururlar.
Bu engin konuyla alakalı verebilecek sınırsız sayıda bir hazineye sahibiz.
Kitaplar, dergiler ve birikmiş bilgiler bağlamında her birinden birer cümle alıntı yapmaya kalsak mübalağasız bir ifadeyle ciltler oluşturabiliriz. Burada önemine binaen çok kıymetli ve sahasında hazine değerine sahip iki mümtaz eserimizden bazı alıntılar yaparak konumuzu daha zengin kılmaya çalışırsak :
Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan hocamızın kaleme aldığı eşsiz bir akademik kaynak ve bilgi birikimi olan “Dilimiz ve Kültürümüz“ ve yine ;
Edebiyat, dil ve kültür sahamızın mümtaz bir değeri olan Prof. Dr. Nihat Sami Banarlı hocamızın “Türkçenin Sırları” adlı kıymetli eserleri bizleri bu konuda ışık tutmaya, bilgiye arzulu insanlar yetiştirmeye sahip zenginliktedirler.

Bir farklı bakış açısı olarak da “bu nadide eserlerin” ayrıca bizlere, “kritik ve analitik “ yapma becerisinin altın anahtarlarını sunmalarıdır.

Özellikle müteaddit (tekrar tekrar) kereler okumama rağmen (- her iki eseri de kastediyorum- ) bu sefer ki inceleyişim de bir konu özellikle dikkatimi çekti; okuyucu dostlarında -dikkatlerini çekeceğini umarak- ifade etmek isterim.
Değerli Hocamız Prof. Dr. Es’ad Coşan (Rh.A.) çok zengin kültürel birikime, nitelikli derecede Arap ve Fars diline (okuma ve yazma bağlamında ) sahip olmasına ve bu konuda eşsiz örnekler verebilme hafızasına sahip iken ilginçtir: dil ve kültür bağlamında mesafe almış batı ilim insanlarından ve kaynaklarından mehazlar/örnek kaynaklar/cümleler sunmasıdır.

Örnek vermek istersek :
“Dilimiz ve Kültürümüz” eserinin “Okuma Sanatı” başlığı altında : “Okuma, mesleğimizde ilerlemek, kültürümüzü genişletmek, güzel ve doğru düşünmek, konuşmak ve yazmak için mutlaka şart olan bir çalışmadır” ifadelerinden sonra, aynı sahifede ;
“Okuma tutkuların en asilidir. Büyük yazarlar, ömürlerinin yarısını okumakla geçirmişlerdir. Montesguieux,” Çeyrek saatlik bir okumanın gideremediği kederim olmamıştır.” der. Alphonse Daudet, yaşlı bir dostuna: ”Güzel kitaplar okuyun.” diye tavsiyede bulunmuştur. Her gün 20-30 sayfa okumakla, kültürümüz kısa zamanda genişler; ayrıca dilin zenginliği, sözü söyleyişteki güzellik, özellikle edebiyat üstatlarının şaheserlerini okumakla sağlanır. Çağının en parlak hatibi sayılan ve dile hâkimiyetiyle tanınan Johunberight, ancak çok kitap okumak sayesinde o seviyeye yükselmişti. (a.g.eser. s.31)
Yine aynı eserin 32 ‘ sayfasında Alman şairi Goethe, ömrünün son yıllarında (1830’da) :Okumayı öğrenmek sanatların en güçlüsüdür… Hayatımın seksen yılını bu işe verdim, yine de kendimden memnun olduğumu söyleyemem.” demiştir.

Bir ilim insanı olarak Es’ad Coşan hocamızı cihanşümul kılan meziyetlerinden birisi bu olsa gerek diye düşünüyorum. Konulara çok değişik perspektiften bakabilme, evrensel /cihanşümul düşünme yetisi.

Örneklediğimiz bir diğer kaynağımız ise ;
N.S Banarlı üstat dilimizi nitelendirirken adı geçen kıymetli eserinde bu konu ile ilgili muhteşem örnekler vermesidir.
Mübalağasız ifade etmek isterim ki her sayfasından alına bilenecek kıymetli ifadeler arasından seçmeye çok zorlandım. Ancak konumuz dil eksenli olunca şimdilik :
“kısaca, Türk dili tarihinde, bu sesin sevilişi, vatan semalarına, ince, uzun minareler yükselten ve kızlarına Elif adı verilen bir milletin estetiğidir. Dilimizde taş gibi bir kelimenin Bektaşi diye incelip uzaması; kurşun sesinde bir sözün kurşuni ahengini alması, hep aynı sesin, aynı dilin estetiğin neticesidir.”  muhteşem vurgularıdır. Sayfa14
“Kelimeler, her zaman ve her vesileyle belirtildiği gibi, birer canlı varlıktır; doğarlar, yaşarlar, çok kere, çok uzun ömürlü olurlar, vefalı milletlerin dilinde ölmez bir sevgiye, âdeta ölümsüz bir hayata kavuşurlar. Yine canlı varlıklar gibi, zamanla, onların da seslerinde, manalarında, şekillerinde değişmeler olur. Güzelleşip-çirkinleşmeler olur. Bâzan da yeni bir zevk, bir mana ve bir musiki aşısı ile ufak ve büyük ölçüde tazelenir. Âdeta yeniden doğup –yaşarlar. Vakitleri, zamanları gelince de tabii bir ölümle ölürler. Dil ve edebiyat tarihinin derinliklerine gömülürler. Kitaplardan, sahifelerden kabirlerinde ebedi istirahatlerine dalarlar.” S.205

Bu örnekler daha pek çok verebilme imkânına sahibiz; ancak, mevzuumuz dilin altın söylemine vurgu yapmak olduğu için şimdilik bu örneklerle yetinip – gelecek yazılarımızda bu konulara değineceğiz inşallah.

Özellikle , “Dilimiz, kültürümüz ve medeniyetimiz” bağlamında örneklemelerle konuya ışık tutacağız.

İbrahim Yavuz ZARİFOĞLU
1 Rebiülahir 1442

Sözlük

  • Sürur: Sevinç
  • Cihanşümul: Evrensel olan./Beynelmilel
  • Beynelmilel:  Milletler arası, uluslararası.
  • Meziyet: Varlığa övünç kazandıran özellik. (Bir anlamda karakter-şahsiyet)
  • Yegâne: Tek, eşsiz
  • Mümtaz:  Seçkin, üstün tutulmuş
  • İştiyak: Fazla arzu ve şevk. Hasret çekmek, özlemek.
  • Mübalağa:  Abartma
  • Binaen: Dayanarak, göre.
Tagged
İbrahim Yavuz ZARİFOĞLU
Baba tarafından, orta Asya dan Maraş a göç eden Kafkas bir ailenin uzantısı olup Zarifoğlu ailesine mensuptur. Merhum Şair- Yazar Cahit Zarifoğlu' nun yeğenidir. Anne tarafı 1800’lü yılların başlarında Kastamonu’dan İstanbul’a göç etmiş bir aile. Hanoğulları ismi ile maruf. 1957 Şubat’ında, İstanbul/Fatih/Hırka-ı Şerif’te dünyaya geldi. İstanbul’un sur içini ve dört cephesini iyi bilen şairin bu şehre ait anıları duygulu ve çok zengindir. Hayatının dem tutan anları hep bu mübarek şehirde gizlidir. Babasının asker oluşu, bu cennet vatanın çok köşesini görme imkânını verdi. İlk ve ortaokulu Gaziantep ve Ankara, liseyi İstanbul ve Maraş, yüksekokulu ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. İlk İstanbul şiirlerinin tarihi 1980’li yıllara uzanır. Ancak yeniden toplanarak düzenlenmesi 2004, kitap haline gelme düşüncesi ise 2009’da tamamlanır. Şair İbrahim Zarifoğlu’nun Türkiye genelinde açılan şiir yarışmalarında; derece, mansiyon ve jüri özel ödülleri bulunmaktadır. Özel ve kamu kuruluşlarında yöneticilik yapan şair 1980-1996 yılları arasında dönem dönem İstanbul’un güzide liselerinde ücretli edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Evli ve altı çocuk babası olan şair, bir kamu kuruluşunda halen yönetici olarak çalışmaktadır. Şairin bugüne kadar Üçü müstakil " İstanbullu Şiirler " olmak üzere, yayımlanmış 8 adet şiir kitabı bulunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.