Bismillah

Ona Can İbrahim diye hitap ederdim.

Çünkü candı.

İyi bir derviş muhteşem bir Müslümandı.

Yarım asra varan dostluğumuz esnasında beni bir kez kırmadı, incitmedi, hoşa gitmeyen bir tek söz söylemedi.

Düşünüyorum da ne kadar zor bir olay.

Bir insanla yarım asra yakın arkadaşlık yapacaksınız ve ona bir kez, kem söz söylemeyeceksiniz.!

İncitmeyeceksiniz, kalbini kırmayacaksınız ve ona karşı her zaman duygusal, iyimser, kadir-şinas ve cömert olacaksınız.

Bu hal hiçbir bulanıklığa uğramadan elli yıl boyunca aynen devam edecek.

İşte bu yüzden candı.

Can İbrahim’le, İstanbul Vefa Lisesi’nden-K. Maraş Lisesi’ne naklini yaptığımız okul döneminde tanıştık. 1974.-

O sıralar dünya görüşü olarak genel seviyede sol, orta seviye de ülkücüyüz. Belki saçma bir algı ama. Olur mu? Olur! Gençlik.

Okulun ilk günleri ders edebiyat, lise birdeyiz. Hocamız merhum Şair Erdem Beyazıt. Hatırladığım kadarıyla konu “tasavvuf üzerine”: Hocamızın her sözüne her anlatımına, gençliğin heyecanı ile aklım sıra, ipe-sapa gelmez sözlerle karşı duruyorum.

Hocamız merhum, çok anlayışlı, çok kibar, olgun, zarif ve edebi bir insandı.

Sabırla beni dinledi. Hiç incitmeden, sıcak, samimi İslami bir üslupla ikna etmeye- fikirlerimin yanlış olduğunu- ifade etmeye çalıştı. Erdem hocamız “bir insanı diriltmenin“ faziletini bilen bir insandı. Ancak nafile…

İşin acı kısmı ne o konuda kültürüm var ne birazcık olsun bilgim. Okul çıkışında Can İbrahim bu olayı annesine anlatıyor.

Anne diyor, ‘’İstanbul’dan okulumuza tam bir komünist arkadaş geldi!’’  Merhum annesi Makbule Teyze: ‘’Aman oğlum o komünistten uzak dur! sakın arkadaşlık falan yapma!’’ diyor.!

Sonraları bana bu durumu anlatır, gülüşürdük.

Can İbrahim, sınıf arkadaşımdı aynı zamanda, mahallelimdi, bir alt sokakta oturuyorlardı. İkimizin de babası askerdi. Müşterek birlikteliğimiz aslında çoktu, sınıfta ön sıramda otururdu. Çok çalışkan, çok zeki bir arkadaştı. Çok kibar ve naifti.

O günler ülkücü gençlik yıllarıydı ağırlıklı olarak. O sıralar sık gidip- geldiğim ülkücü Dernek, bir piyes programında bendenize ‘’çığlık’’ adlı bir piyesin, başrol oyuncusu ‘’Haluk’’ rolünü verdiler. Yani kısaca yoğun bir faaliyet halindeyim. Bu aralar mahallemize; çok gayretli, gönül ve iman ehli bir abimizin çabalarıyla ‘’Duraklı Mahallesi Kültür Derneği’’ ismi ile maruf bir dernek açılıyor. Bir masa, beş-on tahta sandalye ve burcu burcu İslam kokan sohbetlerin yapıldığı bir yer.

Can İbrahim, başkana benden bahsediyor. O sıralar okulun basketbol takımındayım, edebiyat panosu hazırlıyorum, siyasi dernek çalışmalarım, tiyatro vs. bir yığın koşturma içerisindeyim.

Can İbrahim bir gün bana, ‘’Bizim mahalleye bir dernek kuruldu; genç arkadaşlar da var, bazı edebi tiyatro faaliyetleri de yapıyorlar, gelir misin?’’’ dedi.

Kabul ettim.

Bir akşam beraberce gittik; sonradan öğreniyorum ki, dernek başkanımız ve bazı abiler böyle hayırlı bir mizansen hazırlamışlar; maksat bizi ve bazı gençleri İslam’ı öğretmek ve derneğe ısındırmak için samimi bir gayret sergiliyorlar.

Gidiş…o gidiş. Bir daha dönüşü olmayan huzur ve iman yolundan menzile gidiş.

O güzel hayatın o güzel tanışmanın içerisinden günümüze kadar uzanan bu hayır yüklü çizgiyi, nurlu yolu takip ederek bugünlere gelmek nasip oldu.

Can İbrahim, bendenizi o günler adına İslam’la tanıştıran önderim ve hocam olmuştu. İstanbul’a gelişimizde kısa bir süre yurtta beraber kaldık ve gönül sultanları mekânı olan “İskenderpaşa Dergâhı ” ile tanıştık. 1976

Bu yüzden Can İbrahim’in hayatımda çok ayrı ve müstesna bir yeri vardı.

O benim aynı zamanda hocamdı.

O günden bugüne yarım asra uzanan, hiç çatlamayan, bozulmayan, sarsılmayan bir dostlukla bu günlere yüzlerce, belki binlerce hatıralarla geldik/anılarla geldik

Acısıyla –tatlısıyla.

Can İbrahim kızma noktası olmayan sevecen, mülayim, son derece zeki, gayretli ve en önemlisi herkese iyiliği dokunsun isteyen modern bir dervişti. Bir iyilik insanıydı. Rabbim onu iyilik ve hayır yapmakla görevlendirmişti adeta.

Asla iyiliklerini konuşmaz, yaptıklarını dile getirmezdi. Muhteşem anlamda mütevazi birisiydi. Ve asla yadırganmayan bir sadeliğe sahipti.

En ağır ve mesuliyetli görevlere talip olur ve asla yüksünmezdi. Devamlı tebessüm eden siması bir mıknatıs gibi insanları kendine çekerdi. Bu yüzden iyilik yapmak, hayr yolunda koşturmak üzeri yaratılmış gönül ehli bir mümin olduğunu tanımayan insan bile hemen hissedebilirdi.

Tebessüm ona o kadar yakışırdı ki, belleklerimize tebessüm eden feraset yüklü bir sima olarak kazındı.

Muhteşem bir heyecana sahipti. Her şeye dokunmak, her şeye yetişmek, herkese faydalı olmak isteyen bir ruhun heyecanı ile yerinde duramazdı. Eylem yüklü bir gönül eriydi. Hiç durmaksızın biteviye koşturuyordu. Zamanla kavgası vardı adeta, zaman ona yetmiyordu, sanki dünya hayatına veda edeceğini biliyor, hissediyor gibi bir sabırsızlığı yüklenmişti. Sürpriz yapmayı severdi. Ummadığınız anda ummadık bir olay ve ummadık hoş bir davetle karşılaşabilirdiniz.

Çok cömertti. Bir keresinde bir garibi doktora götürdü, yanındaki tüm parasını verdi. Bir vakıf çalışması sırasında on bir kez yapılan toplantının dokuzunda yemek paralarını o ısmarlamıştı. Daha bunlara mümasil yüzlerce olayına tanığım.

Son 15 yılda hemen hemen her iki günde bir görüşmemiz oldu. Çok sık yanıma uğrar bir çay içimlikte olsa genel ahvali değerlendirirdik. Çalıştığım kurumun yeni alınan mühendislerinin büyük bir kısmı öğrencisiydi. Ayrıca onlara uğrar, hal ve hatırlarını sorardı. Çok vefalıydı inanılmaz bir dosttu. Cefakârdı. Çileleri yüklenmesini büyük bir asalet ve sadelikte örterdi. Hissettirmezdi.

Son zamanlarda o kadar heyecanlıydı ki; Yerinde duramıyor, sanki bir çağrıya doğru koşuyordu. Şimdi anlıyoruz ki, ilahi çağrıya, Vedaya doğru bir koşuşmuş.

Yazıyı yazdıkça birlikte paylaştığımız hatıralar gözümde yeniden canlanıyor; ruhumda tarifsiz bir boşluk hissediyorum. Acı içime karanlık bir gece gibi çöktü. Hayatta en yakın can dostumu, ihvan kardeşimi, bir gönül eri dervişi kaybetmenin derin hüznü içerisindeyim.

Mukadderat diyerek kendimi teselli etmeye çalışıyorum.

Bu gönül eri dervişin yokluğuna benim olduğum gibi binlerce dostu da nasıl katlanacak bilemiyorum.

Bir tecelli-i ilahi olsa gerek: maneviyatın en yüksek bir zaman diliminde bir Ramazan sabahında, bir cuma gününde ve bir Kadir Gecesi arifesinde hakka yürüdü.

Can İbrahim ruhun şâd olsun.

Rabbim menzilini cennet eylesin. Makamını âlî eylesin.  Efendimizde (s.a.s.) komşu olasın inşallah.

Can İbrahim bayramın mübarek olsun. 

Şu konuyu özellikle belirtmek zorundayım.:

Makalede Prof. Dr. İbrahim Demir kardeşimle olan kadim dostluğumuzu ve mümeyyiz vasıflarını anlatmaya çalıştım. İbrahim kardeşim anlattıklarının çok daha fazlası bir kişi..

Bu anlattığım kişi sıradan bir insan değil. Ülkemizin en prestijli bir üniversitesinin profesörleri den, hatta bir adım daha ilerisi genel sekreteri olan bir kardeşimiz. Evet tevazu güzeldir. Efendimizin (s.a.s) en belirgin ahlaklarından birisidir. Ancak; yetkin ve etkin bir insanın şahsında çok daha güzel, çok daha sevimlidir.

16 Mayıs 2021

İbrahim Y. Zarifoğlu 

Tagged
İbrahim Yavuz ZARİFOĞLU
Baba tarafından, orta Asya dan Maraş a göç eden Kafkas bir ailenin uzantısı olup Zarifoğlu ailesine mensuptur. Merhum Şair- Yazar Cahit Zarifoğlu' nun yeğenidir. Anne tarafı 1800’lü yılların başlarında Kastamonu’dan İstanbul’a göç etmiş bir aile. Hanoğulları ismi ile maruf. 1957 Şubat’ında, İstanbul/Fatih/Hırka-ı Şerif’te dünyaya geldi. İstanbul’un sur içini ve dört cephesini iyi bilen şairin bu şehre ait anıları duygulu ve çok zengindir. Hayatının dem tutan anları hep bu mübarek şehirde gizlidir. Babasının asker oluşu, bu cennet vatanın çok köşesini görme imkânını verdi. İlk ve ortaokulu Gaziantep ve Ankara, liseyi İstanbul ve Maraş, yüksekokulu ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. İlk İstanbul şiirlerinin tarihi 1980’li yıllara uzanır. Ancak yeniden toplanarak düzenlenmesi 2004, kitap haline gelme düşüncesi ise 2009’da tamamlanır. Şair İbrahim Zarifoğlu’nun Türkiye genelinde açılan şiir yarışmalarında; derece, mansiyon ve jüri özel ödülleri bulunmaktadır. Özel ve kamu kuruluşlarında yöneticilik yapan şair 1980-1996 yılları arasında dönem dönem İstanbul’un güzide liselerinde ücretli edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Evli ve altı çocuk babası olan şair, bir kamu kuruluşunda halen yönetici olarak çalışmaktadır. Şairin bugüne kadar Üçü müstakil " İstanbullu Şiirler " olmak üzere, yayımlanmış 8 adet şiir kitabı bulunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.