Kavranılmayan kaosu ile çoğu zaman zihinleri allak bullak eden kendine özgü güzelliklerin saklı ışıltısı, nev-i şahsına münhasır sırrı ile birkaç günlük ayrılıklarda bile kendini özleten ve yeri asla doldurulamayan kutsal bir imgedir bu asil payitaht.

Boğaz’ın ruhu dinlendiren asude güzellikleri, Haliç’i ve Tarihi Yarımada’nın yüzyıllara meydan okuyan yapıları, insanı kadim tarihin içerisine inanılmaz bir serüven gösterisini seyreder gibi çeker. Kendinizi bu efsunlu beldenin cazibesinden alıkoyamazsınız.

Tuhaf ve anlamlandıramadığınız garip bir duygu ruhunuzu kutsal bir örtü gibi sarıverir.

Her bakış yeni bir heyecanı fısıldarken bilinmez serüvenin kapısını aralar.

Gizemli bir masalın kahramanı olmak artık içten bile değildir.

İstanbul inanılmaz canlı bir şehirdir.

Dünyanın kendince en egzotik ve enteresan ülkelerinin tarihi şehirleri ile mukayese etmeye kalksanız daha ilk merhalede bir medeniyet kapısında beklemeye mahkûm edilebilirsiniz.

Bu sevginin dayandığı hal bir tutkunun cazibedar ifadeleri değil; bilakis medeniyetler halkasının en parlak ruhları aydınlatan bir ışıltısının yansımasıdır.

“Şimdi keşke imkân olsaydı da Sur içindeki İstanbul’u, Arnavut kaldırımlarıyla, cumbalı, bahçeli ahşap evleriyle, sebze bostanlarıyla, muhafaza edilebilseydik.

Sokaklarında dolaşarak evlere hizmet veren sütçüleriyle, sakalarıyla, yoğurtçularıyla, eşekli ya da atlı ekmekçileriyle ve zerzevatçılarıyla, mazide kalmış o güzel esintileri keşke şu anda da hissedip –yaşayabilseydik.

Keşke. Bu paha biçilmez maziye sığınan güzellikleri yeniden zamanımıza taşıyabilseydik. Ama giden bir daha geri gelmiyor. Bize de ancak o muhteşem anıların damaklarımızda kalan son tatlarını yaşamak kalıyor. 

Emirgan’daki tarihi Çınar altında geçen o boğaz kokulu söyleşileri bilir mi günümüzün sevgili gençleri?.. 

0rada içilen tavşan kanı çayın buruk lezzetini?.. 

Ya da şerbet nefasetindeki Karakulak suyunu?.. 

Veyahut Taşdelen’i, Sırmakeş’i, Hünkâr’ı, Hamidiye’yi, Çırçır’ı, Dereseki’yi, Çubuklu’yu?.. 

Fatih Camiinin etrafındaki minyatür arsalarda yapılan bayrak maçlarından bilmem ama kaçınızın haberi var?.. 

Siz hiç Sultan Selimin bahçesinden Haliç’i seyrettiniz mi?.. (Şu an seyretseniz de tat alamazsınız. Zira bir sürü irili ufaklı çirkin binalar görürsünüz. Ne yazık ki bu abuk görüntülere imza atan ve kartvizitinde müteahhit yazan köy kalfaları hala daha cirit atıyor aziz İstanbul’da) 

Peki gençler; Kanlıca’ da üzerine pudra şekeri serpilmiş yoğurt yemeyi denediniz mi?.. 

Sakın yedik demeyin, inanmam!.. Benim söylediğim içine kaşığın zor girdiği halis koyun sütünden yapılan yoğurt!.. 

Dilburnu’ndan güneşin batışını, Üsküdar’dan Kızkule’sinin bir sülün gibi arz-ı endam edişini izlediniz mi?.. 

Bülbül gibi şakıyıp, ‘Ada Sahillerinde Bekliyorum’ diyen Sabite Tur Gülerman’ı hanginiz biliyorsunuz? 

Beykoz’un paçasından, Balat’ın işkembe çorbasından, Kavağın incirinden, Çengelköy’ün bademinden, Yedikule’nin marulundan haberiniz var mı?..” *

Sözün kısası

İstanbul bir kültür. 

İstanbullu olmak ise bir büyük talih!.. 

Zarif Türkçesiyle, nezaketiyle, hoşgörüsüyle ve tavrıyla, İstanbullu olabilmek!.. 

Ve bu özellikleri hazmedebilmek.

Bilmem İstanbul’da yaşadığını ifade eden Kaç kişiye nasip olur ?..

Değişik yazılar hazırlamam rağmen (bazıları Şaban ayına ait yazılar) bu sefer; içimden, uzun yıllardır araştırmalarında bulunduğum, yıllarca söyleşiler yapıp, yazılar yazmaya gayret ettiğim bu şehr-i Âsúde’yi/İstanbul’u paylaşmak geldi içimden.

Bil vesile ayların en güzel ve mübarekler den olan Şaban ı Şerif ayınızı en kalbi duygularla tebrik eder, sağlık ve huşu üzre eda etmeyi Rabbimden niyaz ederim.

*…notlarım içerisinde kayıt ettiğim ancak sahibini bulamadığım alıntı…

Selâm ve dua…

1 Şaban 1442 Şehr i Stanbul

İbrahim Y. ZARİFOĞLU 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.