İSTANBUL GÜZELLEMESİ

İnsan şehirle var olur, şehir insanla.

Şehir kadim gelenekleri en ince detaylarını yüce bir emanet belleği kabul edip bir inci sandığında saklar gibi ötelere, atiye, gelecek nesillere taşır.

Bu mücevherat sandığında biriken güzellikleri oluşturan her biri altın değerinde irfan sahibi, bilgi, beceri ve ince sezgili kabiliyetli güzel insanları vardır.

Kimi kültürü, kimi mimariyi, kimi sanatı yüklenerek onu zenginleştirip tarihin hiç bitmeyen bir hazinesi olarak insanlığın hizmetine sunarlar. 

Bu hâl bir dizenin ruha ferahlık veren zenginliğinden, ulu bir yapının zihinlere tesir eden haşyetine uzanan bir serüvenin izidir aynı zamanda.

Bu kadim birikimi İstanbul üzerinden değerlendirirsek: Bir yanda Nedim kadim İstanbul’un bir tek taşını acemin bütün varlığına emsal edip, nitelendirirken bir diğer yanda Koca Mimar Sinan Selimiye’nin, Süleymaniye’nin görkemli kubbesi altına bütün âlem i İslam’ı tatlı bir huzur üzere gölgelendirmenin heyecanını taşır.

Bu yüzden insan şehri sırtında taşırken şehirde vefanın bir asaleti olarak insanı bağrına basar.

Eserler, günü ihya ettikleri gibi esas olarak geleceği inşa ederler. Bu hâl kültür birikiminin insana nazik dokunuşu geleceğe meydan okuyuşudur aynı zamanda. Zira insanlar hallerini zenginleştiren, ahlaklarını saygın bir tavra dönüştüren erdemli fikirlerin varlığıyla can bulurlar.

Bu yüksek meziyetin olgun izleri önce ahlâka sonra fikre sonra kadim bir geleneğe dönüşerek tarihe basılan mühür misali devasa izlerle, yapılarla kendini hatırlatır.

Bu vesile görkemli şehirler doğar.

İçinde yaşadığımız bu muhteşem kadim şehir bahse konu mücevherat sandığının en zengin ve en paha biçilmez olanlarının en başta gelenlerinden birisidir hiç şüphesiz.

Dersaâdet.. Şehri Asitane.. Şehri İstanbul.

Kısaca ifade etmek istersek: Çok kültürlü, kadim bir estetiğin zamana yansıyan bir ışıltısı olan şehri-i aziz.

Medeniyetlerin el ele tutuşarak selâmlaşması gibi.

Zira, insanlar gibi eşyanın da zamana yansıyan bir ruhu var.

Bu paha biçilmez kadim duyguları, idrak edeceğimiz bayramı da vesile kılarak, acizane bir “şehir güzellemesi ” olan şiirimizle noktalamak isterim.

İSTANBUL GÜZELLEMESİ

Ey! Asırlar içerisinde süzülüp gelen, 

Zamanı ruhunda saklayan efsunlu belde.

Hayâlim, hayâlım, ilhamım, dal dal yeşeren biricik umudum.

Nazenin ellerinden hayata tutunduğum,

Misket oynadığım, çember çevirdiğim, top koşturduğum,

Masmavi semalarında uçurtma uçurduğum.

Akasya gölgeli sokağım, hiç bitmeyen çocukluk soluğum 

Minik bahçeli evim, Hırka-i Şerif’im, ramazan kokulum.

Merhaba ey aziz İstanbul’um.

Yanaklarda açan goncam, ılık tebessümüm 

Saçaklardan sarkmış sardunya, pervazları süsleyen hercai menekşem,

Koklamaya kıyamadığım manolya, dalında nazlı serçem 

Çamlar arasına saklanmış mehtabım 

Süslü hanımeli, asma bahçeli konağım

Dudaklardan gitmeyen nihavendim, kürdili hicazım,

Paşabahçeli papatya, lale sarayı Emirgan’ım,

Boğazı boyayan erguvanım,

Kandillide kaçamak bakış, narin kumru, Ortaköylü asude baharım,

Üsküdarlı vefakâr sultanım.

Yiğit Topkapılı, Balatlı, Ayvansaraylım;

Surları titreten mehteran, üç hilalli sancağım

Sinesinde bin ok, korkusuz Ulubatlım.

İlim ağacı Akşemseddin,

Semâları titreten dua, Molla Gürani’m. 

Hisarları nura çeviren müjdelenmiş fethim

Taşlara sinen zafer, şanlı tarihim

Asrın zafer sayfalarını açan Ulu Hünkâr. Muhteşem Fatih’im.

Nazm-ı celil nakışlı gül-nûş çeşme, âb-ı hayatım,

Topraklara işlenmiş mühür, Koca Sinan’ım, abide Süleymaniye’m, 

Padişah terli mavi çinili bahçe, Sultanahmet’im,

Seher yeli Beyazıt-ı Veli, cesur Selim’im

Ufuk balkonu, sadaka taşım, 

Mahzun sevdalım, Mihrimah Sultanım.

Baygın bakışlı Nuruosmaniye’m,

Sinesinde paslı hançer bahtı kara Ayasofya’m.

Denizde iğne oyası efsane, sırlı bohça, çeyiz sandığı; Kızkule’m.

Mehtabın Marmara’ya serdiği ışıl-ışıl seccadem,

Dalgalarla oynaşan yakamoz, Kalamışlı mor kayığım,

Adalardan yüreklere esen ılık rüzgâr, süslü mehtabım 

Dalgalarla oynaşan gri kanatlı rakkase, çığlığım, Yenikapılı martım 

Her akşam, Sirkeci’den Kadıköy’e hasret taşıyan, Haydarpaşa vapurum.

Nebi kokulu mihmandar, Eyüp’üm, Sevgili Ensar’ım,

Boğazı bekleyen serdar, Hazreti Yuşa’m

Peygamber soyu Seyyid Nizamım,

Denizle sözleşen veli, Aziz Mahmud Hüdayim,

Sümbül kokan hazirem.

Veliler payitahtı misk kokulu beldem.

Gül veçhinde huzur bulduğum ikindi güneşi,

İskender paşada mana ocağı Zahid Efendim… 

Şairler bahçesi otağı, sırlı bohça, şiir bahçem

Bir sengine Acem feda eden Nedimim,

Safahatım, İstiklalim, sarı güzelli hamiyetli Akif’im,

Bayram sabahında açan sevincim, yedi tepede huzurum, Yahya Kemalim

Siyah Kaldırımlarında çileli Necip’im

Yaşlı merdivenlerinde ağır ağır soluklanan Haşim’im

Hayatı çevreleyen yekpare an, Tanpınar’ım,

Dizelerine konmuş zarif güvercin, İstanbullu şiirim.

Urumelihisar dibinde sükuna ermiş ihtiyar, Aşiyanım

Şehitler bahçesi, hüzün ve sevinç diyarı, Edirnekapı’m,

Miraca uzanan ruhum, sırça köşküm, Karacaahmed’im,

Selvi dibinde servi boylum, duygu seli Zincirlikuyu’m,

Fatihi bekleyen ulu çınar, hasretle özlediğim kadim dostlarım.

Senin bağrında doğdum, senin sinende yoğrulacağım,

Toprağım, gerçek vatanım, İstanbul’um. Son kelâmım.

Bilvesile, dokuz gün sonra idrak edeceğimiz mübarek Kurban Bayramımızı en kalbi duygularımla tebrik eder, âlem i İslam’a hayır ve bereketlere vesile olmasını Rabbimden niyaz ederim.

Saygılarımla.

1/ Zilhicce/ 1442

İbrahim Y. ZARİFOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.