“Oğul, atadan görmeyince sofra sermez. Oğul, atanın iki gözünden biridir; talihli oğul, yetişse ocağının közüdür. Oğul dahi neylesin baba ölüp mal kalmasa; baba malından ne fayda başta devlet olmasa. Oğuz ilinde atasözü dinlemeyen, oğul kabul edilmez…”

-Dede Korkut Kitabından-

Baştan söyleyeyim ki konumuzun meşhur bir dizide adı geçen “İhtiyarlar” isimli heyetle doğrudan bir alakası yok. Ama bağlamı bakımından değinmek faydalı olabilir. Dizide Ak Saçlılar dedikleri heyetin devletin en üst düzey kimliğine sahip olduğu anlatılıyor, öyle ki senaristler bu oluşumun varlığını ta Metehan dönemine dayandırdıklarını söylüyordu. Bu konularda birçok okumalar yapmış birisi olarak 2000 yıldır devletlerimizi kuran, koruyan ve yıkılmaya yüz tuttuğu anda yenisini kurmak için harekete geçen “devamlılık arz eden” derin bir yapının varlığına inanmıyorum. Olsa olsa bu görevi yerine getirenin milletin bütün unsurlarının tarihsel kodlarından gelen “irfanıdır” fikrindeyim ben…

Asılsız kaynaklara dayandırılan bu nevzuhur tarihsel “gizli” örgütün (veya yapının) nasıl olup da pespaye internet videolarına konu olabildiğini kimse sorgulamadı. Buna gerek de yoktu; Çünkü kitleler hiçbir vakit gerçeğe susamamıştır ve konu çok ekmeklidir! Ayrıca konu, derin dünya yapılanmalarıyla birlikte sunuluyor, bazen milleti dış yapılara bağlamakla görevli soğukkanlı bir üst yapı, bazen milletinin bekasıyla görevli şefkatli bir heyet olduğu izlenimi ile işin içinden çıkılmaz bir hal alıyor, her seferinde ihtiyarlar mı, aksakallılar mı, ak saçlılar mı, encümen mi, Ergenekon mu, danışma meclisi mi, teşkilat mı karar veremediğimiz bu 2000 yıllık esrarengiz yapı imdadımıza yetişiyordu: sen bu işlere kafa yorma! Mevzumuz bunun tamamen dışında, belki de tam karşısında olan bir tespit. Hayatımızın tam merkezinde olması gereken ve tehlikeli vadilerden geçerken engin merhametleri ile bizi daima koruyup kollayacak olan ‘ihtiyarlar’ bunlar değil! Biz bu masallarla oyalanırken asıl kıymeti ihmal etmiş olabilir miyiz?

İhtiyar Arapçadan dilimize geçmiş bir kelime; khayır kökünden geliyor.(Faydalı, makbul, iyi. Hayırlı evlât gibi ) Büyük sözlüklerde İhtiyar ( اختيار ) sözü seçme, tercih etme, katlanma, seçim, seçme yeteneği, özgür irade; iki şeyden birini diğerine tercih etmek, seçip ayırmak, faydalıyı üstün tutmak (ihtiyar eden= seçen) manaları ile karşımıza çıkıyor. Bu bakımdan İhtiyar heyeti “seçici kurulu” anlamındadır diyebiliriz. İhtiyarî= isteğe bağlı olarak, gayri ihtiyarî= istemsizce, sui ihtiyar= Kötü arzu, fena istek, kötü seçim. İlkokulda muhtarlık konusu işlenirken öğretilen ‘ihtiyar heyeti’ni hatırlarsınız. Bu heyeti duyunca, mahallenin ya da köyün muhtarlığında toplanmış tonton dedeler ve nineler gelirdi gözümüzün önüne. “Aklımız başımıza gelince” öğrendik ki meğer muhtarın yardımcıları yaşlılar değilmiş; tercih eden, hayırlı olanı seçen anlamında imiş “ihtiyar.” Dedik ya Arapça kökü itibarı ile “ihtiyarın içinde hayır var.” Hani şu “hayırlı, iyi, tercih edilen” anlamında olan “hayır! Görmüş geçirmiş, bilgeliğe ermiş kişilere “ihtiyar” demişiz ne güzel…

Peki, ‘toy’ ne demek? Tecrübesiz; yaşının küçüklüğü sebebiyle beceri ve görgü bakımından eksik olan, çaylak, deneyimi az ve acemi olarak sıfat olarak kullanılan bir kelime.(Atın yavrusu ‘tay’) Aynı kelime eski atalarımızın zamanında halkın meselelerinin görüşüldüğü meclisler, ziyafet, şölen, dilan merasim ve yemekli toplantılara verilen isim olmuştur. Toy adı verilen toplantıların baş davetlileri ve baş konuşmacıları daima toplumun, obanın ihtiyarları, bilgeleri olmuştur ve meclisteki yerleri her daim ‘baş köşe’dir. Hayatın zorluk ve tecrübelerini görmüş, çoğunlukla yaşlı başlı kimseler ak saçlı, ak sakallı olmaları sebebi ile nezaket ve hürmetle ayakta karşılanır, elleri öpülür, o oturmadan oturulmazdı. Dahası yaşlı birisi toplanılan ortama girdiğinde nereye oturacağı hususunda bir tereddüt gösterilmez, onun yeri bellidir zaten; büyük bir tevazu ve vakarla kendinden emin bir şekilde geçerdi kendisine ayrılan en hürmetli mevkie, başköşeye… Söz, önce yaşça ve akılca büyüklerin, kemal-i edeple dinlemek küçüklerin işiydi.

Kız istemeden, önemli kararların alınmasına, toplum adına yapılacak çalışmaların istişare edilmesinden, aileler arasındaki sorunların çözümüne kadar yapılacak her işte ihtiyarlara (tecrübesi ile bizi aydınlatan yaşlılara, kıdemlilerimize) başvurmak bu toplumun yüzyıllar öncesinden gelen bir tercihi, yaşam tarzının bir parçası olmuştur. Kıdemlilerimize önem vermek temel bir vatandaşlık görevi olmaktan ziyade aklını kullanan bir toplumun doğal bir yönelişidir. Yaşlılarımız bilgi birikimleri, tecrübeleri, seçimleri, uyarıları, hayatın içinden geçen yaşanmışlıkları ile günümüze ve geleceğe ışık tutan yol gösterici kandillerimizdir! Bizler içinde bulunduğumuz şartlara kendiliğimizden gelmiş değiliz; biz daha hiç bir şey bilmezken bize yaşamayı, hayatın zorlukları ile baş etmeyi öğreten büyüklerimizdir. Dahası yaşadığımız yurdu önceki atalarımızdan alıp bize devreden büyüklerimizdir. Bugünü birçok fedakârlık gösterip bizlere hazırlayan büyüklerimize olan bağlılık duygularımızın diri tutulması geleceğimiz için hayati derecede önemli görülmüştür.

İhtiyar sız (hayırlı seçimleri ile yaşlılarımız olmadan), aceleyle, toylukla karar almadan önce sağlamca düşünmek, düşünmek için durmak, yavaşlamak lazım geldiğini de halleri ile bize öğreten yine yaşlılarımızdır; onlar bizim doğal olarak sahip olduğumuz bilgelerimizdir. Durmaksızın bir şeylerin kovalandığı hız ve haz dayatmalı bu yeni modern yaşam tarzı bize sürekli yaşlılarla hayatı paylaşmanın vakit kaybı olduğunu fısıldıyor. Şu uğursuz hastalıkta bile nice kıdemlimizi en verimli çağında kaybetmedik mi? Yaşlı insanlar medeniyeti olan birçok köklü toplumda ulusal hafızanın taşıyıcısı olarak kabul edilmiştir; zaten “yol gösterici kıdemli” tabiri de bu yaklaşımdan gelmektedir. Hayatın ustalarıdır onlar ve çıraklar ustalarıyla meşk ettikçe öğrenirler hayatı… İnişleri, çıkışları, çukurları ve tehlikeleri vardır hayatın. Nasıl ki kurumların tecrübeli emektarları kurum hafızası olarak görülüyorsa, yaşlılar da bir toplumun kökleri ve hafızasıdır.

Büyük düşünür Cemil Meriç’e göre medeniyet kavramının ana unsuru insandır. Bir medeniyetin ne kadar mükemmel olduğunu insana verdiği değerle ölçebiliriz. Bu yargı yaratılmışların en şereflisi olan insanı yüceltmenin yanında, insani bir vasıf olan “vefa” duygusunu da öne çıkarmaktadır. İnsan geçmişin değerleri ile yaşadığı çağın ihtiyaçlarını kaynaştırmayı başarabildiği oranda mükemmel bir yaşam serüveni içinde bulur kendini. İnsanı yaşatmayı amaçlayan her gayret medeniyet denizine düşen bir damladır. Hayata, tecrübeye, bilgiye ve bilgeliğe hürmet, kadim medeniyetlerin bir geleneği olmaktan ziyade sermayesidir. O yüzden bu topraklarda yaşlanmak ‘başlanmak ‘tır diyor Kemal Sayar hoca…(”Baş” eski dilde yara demektir; hayatın çeşitli yaralarını üzerinde taşıyan kişi manasına alınabilir.) Bizim için faydalı olanı tecrübeleriyle seçenlerin süreçlerden dışlandığı hayatlar ve toplumlar için buhran ve huzursuzluk kaçınılmazdır.

Huzurla kalın; kıdemlilerimizin kıymetlilerimiz olduğunu unutmadan…

Erhan BAĞ

Faydalandıklarım:

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/390073

http://www.hatay.gov.tr/kurumlar/hatay.gov.tr/belgeler/ekitaplar/cemil_meric.pdf

https://islamansiklopedisi.org.tr/toy
https://kemalsayar.com/deneme/yaslanmak-baslanmaktir
https://www.posta.com.tr/yazarlar/erhan-altunay/toplumsal-hafizanin-kaybi-ile-gelecegimiz-de-yok-oluyor-2247754

Kaynak : https://erhanbag.medium.com/i%CC%87htiyarlar-ve-toylar-ad5dc46fdebd

Tagged

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.