İslâm âlemi son birkaç asır büyük darbeler yedi, parçalandı; Müslümanlar maddî, manevi ve kültürel gadirler, zulümler, baskılar altında bocaladı, büyük acılar çekti. Şu yıllar inşaallah yaraların sarılması, kalkınma, toparlanma ve beraberlik devresi olur. Gezdiğim uzak ve yabancı diyarlarda mutlu müşahedelerim ve tatlı intibalarım oluyor.

Elhamdülillah, İslâm dini gayrimüslim ülkelerde bile, tüm menfi propagandalara, düşmanlıklara ve suikastlara rağmen yine dipdiri, yine gündemde, yine aktif, yine müessir. Kâfirler, müşrikler ve mülhitler, Allahu Teâlâ’nın bu değerli ve şerefli nurunu söndüremediler, söndüremeyecekler; çünkü Allah’ın, Kur’an-ı Kerîm’de bu konuda vaadi ve garantisi var.

Bir iki gün önce Melbourne’da yüksek seviyeli, aydın, değerli bir Avustralyalı ile tanıştım; camimize gelmişti, yeni Müslüman olmuş, Halit adını almış. Nasıl Müslüman olduğunu soramadım. Her hali kibar, fevkalade centilmen, temiz ve zarif bir şahsiyet.

Aynı gün bizden birkaç saat önce, The Age adlı gazeteden Coburg Camii’ne Ramazan hakkında röportaj yapmaya gelmişler. Onları yine aslen Avustralyalı Bilal adlı çok değerli bir mühtedi kardeşimiz karşılamış, sordukları sorulara kaliteli cevaplar vermiş. Bu arada onlar sormuşlar:

“Sen ne zaman Müslüman oldun?” diye, o da şu şahane cevapla mukabele etmiş:

“Ben doğduğum zaman zaten fıtrat-ı İslamiye üzere, Müslüman olarak doğmuştum; fakat annem, babam beni Hristiyan terbiyesi üzere yetiştirmiş; bana hatalı ve saptırılmış dinî bilgiler öğretmişler. Kendim bilgi ve şuur sahibi olduğum zaman, konuyu kavrayıp, işin iç yüzünü anlayınca, doğuştan aslî ve fıtrî inancım olan İslâm’a tekrar rücu ettim, durum bundan ibarettir…”1

Ne kadar haklı, mantıklı ve güzel bir cevap değil mi?

Değerli okuyucularım, emin olun, insanlar İslâm’a susamışlar. Diğer dinlerin tüm mensupları –din adamları dâhil– eğer konu üzerine biraz eğilmişlerse İslâm’ın hak din olduğunu, Kur’an-ı Kerîm’in Allah tarafından gönderilmiş ilahî kitap olduğunu hemen anlıyorlar. Müşahedelerime göre çoğu bu gerçeği biliyor, içinde saklıyor ama çok azı itiraf edip Müslümanlığa geçebiliyor. Buradaki kısa ikametimiz ve cüz’i çalışmamız sonunda, adımızı, unvanımızı, sıfatımızı duyan bazı gayrimüslimler bize müracaat ettiler, dertlerine deva ve haklarında dua etmemizi istediler. Sade-dil ve samimi bir işçi kardeşimizin küçük bir açıklaması, birkaç ikaz ve irşat cümlesi ile yola gelenler oluyor. Yani erhamü’r-râhimîn olan yüce Rabbimiz kullarını, hiçbir yerde şahitsiz, hüccetsiz, mürşitsiz bırakmıyor, edep ve tevazu sahibi her kuluna her yerde hidayetini ihsan ve ikram ediveriyor.

Dışarıdan çok daha net görünüyor ki sadece bizim kendi ülkemizde İslâm’ın kadr ve kıymeti bilinememiş; bu ilim, irfan, uzay, füze ve bilgisayar çağında bazı yarı aydınlar, bu evrensel ve kutsal İslâm’a karşı hatalı bir tutum içine düşmüş, çok cahilâne bir taassup ve inada girmişler; İslâm’a ve Müslümanlara karşı çok çağ dışı ve çok antidemokratik bir baskı uygulamışlar. Gelsinler, din ve vicdan hürriyeti nasıl olur, görsünler, örnek aldıkları bu dış ülkelerdeki uygulamalara bakıp utansınlar.

Burada Müslümanlara hiç müdahale etmiyorlar; onlar da istedikleri gibi yaşıyor, giyiniyor, faaliyet gösteriyorlar. Hatta gayrimüslimler bizi arıyor, bizlerle röportaj yapıyor, bizi radyolarda konuşturuyor, inancımıza, ibadetlerimize, kılık kıyafetimize daha çok sevgi, saygı ve ilgi gösteriyorlar.

Burada bizi, başka milletlerden ayıran hususiyet ve faziletlerimizi koruyabilseydik, taklide düşmeseydik diye düşünüyor insan. Keşke tarihin derinliklerinden gelen hasletlerimizi, imanımızı, örf ve âdetlerimizi, giyim kuşam özelliklerimizi, medeniyet ve kültür farklılıklarımızı hiç değiştirmeyip aynen koruyabilseymişiz! O zaman diğer milletlerden daha çok ilgi görecek, hayranlık uyandıracaktık muhakkak. Biz dejenerasyon ve taklit hastalığına düştükçe onların yanındaki heybet, itibar ve hürmet tesirimizi de yitirmişiz maalesef!

Şahsen karar verdim ki inşaallah bundan sonra manevi benlik ve hususiyetlerimizin korunmasına ve uygulanmasına daha çok özen göstereceğim. Çünkü iki cihanın izzet ve saadeti ancak İslâm’a sımsıkı sarılmakla ele geçecektir.

Mahmud Es’ad COŞAN

İSLAM DERGİSİ BAŞMAKALELERİ                

Dünya Gündemindeki İslâm

Mayıs 1988

Dipnotlar

1: İşaret edilen hadis için bk. Buhârî, “Cenâ’iz”, 91; Müslim, “Kader”, 22.

Makaleyi Orijinal dergide okumak için : https://katalog.idp.org.tr/pdf/40535/41854

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.