Dil, kültür ve medeniyet zenginliği öncelikle kültür altyapısının farkını ortaya koyar. Dil ne kadar zengin ise düşünme eylemi o nispette zengin ve çeşitlidir. İnsanoğlu bildiği kelime miktarı kadar düşünebilir varsayımı bilinen bir gerçektir. Bu olayı yıllar önce öğrendiğimde kişisel anlamda çok beğenmiş ve çok anlamlı bulmuştum.

Kelimeler izafi, saf ve yalın anlamlarında bizleri heyecanlandıran ve yücelten bir altyapıya sahip olduklarından, düşünme eylemlerimize de bir nevi yol gösteren bir güce sahip olduklarının bilincindeyiz.

Bugün için değerlendirdiğimizde, karşımızda konuşan kişinin seçtiği kelimelerden nasıl bir dünya görüşüne sahip olduğu hakkında bir bilgiye sahip olabiliriz. Tabi bu durum mutlak bir tüme varım olmamakla beraber bir kanaatin ipuçlarını verir en azından.

Muhteşem bir Orta Asya ve Devlet-i Aliye-i Osmanlı’dan gelen zengin seçenekli dilimiz kültürümüzün alt yapısını oluşturur. Dil zenginleştikçe diğer devletler nezdinde kültür otoritemiz artar. Kelimelerin hayatımıza girmesi ile birlikte genişleyen ufkumuz bizlere kültür ve medeniyet varlığımızı kurmamızı sağlar.

Yüzbinleri bulan seçenekli alternatif içerisinden bir kelime ile düşüncemize bir ışık tutalım. Görme kelimesi ile olaya yaklaşırsak ne kadar zengin seçenekli bir dilimiz olduğunu daha netleyebiliriz.

Rüyet kelimesi gözle aşikâr/yalın görmeyi ,
Nazar: Fikir bakışlı görmeyi,
Basiret: Kalple birlikte, kalbin dahil olduğu görmeyi,
Şuur: Akıl ve gönül işbirliğinin müşterek/birlikte görüşünü,
Sevgi: Ruhun beslediği – kalbin tasdik ettiği görmeyi,
İdrak: Bir şeyin künhünü (bütün detayını)anlayarak görmeyi,
Kulluk: Tüm benliğimizle Hakk’a erişmiş bir vasfı, görmeyi nitelendirir.
Sadece görme bağlamında bu çeşitlilik ne kadar zengin bir düşünme kabiliyetimizin varlığını ortaya koyuyor.

Batı bu yüzden dilimize, kültürümüze ve bizleri değerli kılan medeniyetimize saldırıyor. Bizi okuyup anlamayan cahiller yığınına dönüştürmek için öncelikle en büyük zenginliğimiz olan dilimize hedef alıyor.

Kelimeler yüklendikleri anlam kadar değer kazanır ve güce erişirler.
Bu anlamın tersi bir yaklaşımla değerlendirdiğimizde :
kelime haznemiz ne kadar kısıtlı ise, ifade ve algı gücümüz de o derece fakirdir kavramına erişiriz.

Yüksek oktavlı yazılar, şiirler, besteler vs. hepsi ifade edildikleri kelimelerin zengin duruşlu oluşlarından, yüklendikleri anlamların boyutlu manalar içerdiklerinden görkemlidirler.

Zihnimize yüklenen her yeni kelime bizleri şiirsel bir anlatım tekniğine ulaştırır. Bu yüzdendir bir Osmanlı saray pusulası dahi başlı başına okunası, yüksek seviyeli bir nazım/şiir zenginliğine sahiptir.
Dilimizi ele geçirme kötü arzusu (emperyalizminin eylemleri) ;
işte bu noktada, Kültür ve Medeniyet kavramlarını bozarak devreye girmeye çalışıyor.

Hayatımızın mihengi noktasında olan bu anlamları dilimiz döndüğünce ifadelendirmeye çalışalım.

Kültürü dil bilgisi açısından ifade etmeye kalkarsak müstakil bir eser oluşturmak zorundayız. Antropoloji bilgini Kroebere ile Klukhohn bu ifadelerden 161 tanesini tespit etmişlerdir. Burada öz tabir ifade edebileceğimiz altın damlaları sıralarsak :

“Kültür” nedir; Batı dillerinde Latince “cultura” yani tarım çiftçilik kelimesinden toprağı sürmek işlemek ekip yetiştirmek fiili ile ilgilidir. Bugün de Batı dillerinde bu anlamın bozulmadan devam ettiği görülür mesela İngilizler ‘deki “curtula“ kelimesi hala ziraat, tarım, çiftçilik anlamında kullanılmaktadır.  Bu anlamdan ( gelişme, yetiştirme) hareketle bir insanın vücut yapısına geliştirici, hareket ve faaliyetlere kültürfizik denildiği bilinmektedir

Bir başka yaklaşımda ise,
“Kültür, yaşayış ve düşünüş tarzımızda, günlük münasebetlerde, sanatta, edebiyatta, dinde, sevinç ve eğlencelerimizde, kendi tabiatımızın yine kendini ifade etmesidir. Kültür kelimesi fertler için kullanıldığı gibi insan toplulukları içinde kullanılır. Onların iyi veya kötü, ileri veya ilkel nasıl olursa olsun sahip bulundukları manevi özellik ve evsafına o topluluğun kültürü denir.

Başlıklar halinde ifade etmek istersek :
Kültür millidir.
Kültür manevi, (gayr ı iradi-)istek dışıdır.
Kültür, taklit ve kopya edilemez.
Kültür, her seviyedeki toplumlar için geçerlidir. Eski veya yeni, ilkel veya ileri, dini veya sosyal toplumun iyi veya kötü, kendine has bir kültürü mevcuttur.

Buna karşılık medeniyet ise :
Bilme veya yapabilmedir.
Birikmiş bilgiye ve tekniğe sahip olmak demektir.
Medeniyet evrenseldir. Alınır-verilir. Kopya edile bilinir.
Bir anlamda insanoğlunun, hayatı üzerindeki müessir/etkin şartları kontrol maksadıyla meydana getirdiği mekanizma ve teşkilatlardır.

İşte bu yüzden toplumların, devletlerin baş belası olan “Kültür Emperyalizmi” denilen bir ele geçirme arzusu vardır.

Emperyalizm, imparatorluk kurma hevesidir. Başka ülkeleri siyasi hâkimiyeti alama siyasetidir. Hiç şüphesiz bunları devletlerin menfaat ve çıkarları kamçılamaktadır. Bu önce askeri çalışmalarla sağlanır. Bu hareket coğrafi keşiflerden sonra sömürgecilik şeklinde de görülmeye başlandı. Kıtalar müstekbir ve acımasız toplumlar tarafından paylaşıldı.”

Bu yüzden emperyalist devletler bizleri birbirlerine manevi bir kementle bağlayan en kutsal değerlerimize saldırarak yıkmaya çalıştılar. Bu hain emellerine ilk önce en büyük zenginliğimiz ve mana kaynağımız olan dilimizi, kimliğimizi ve dinimizi bizlerden uzaklaştırarak sağlamaya çalıştılar.

Dilimizi en güzel şekilde bilip kullanmak, bizi biz yapan kültürümüze canımız pahasına sahip çıkmak ve medeniyetin en üstte seviyesine çıkıp yepyeni -diri bir medeniyet dünyası oluşturmak zorundayız.

Bu deruni hâl, okumak ve yine okuyup öğrenmenin sırlı köprüsünden geçmekle mümkündür.

Yazı ağırlıklı olarak Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan Hoca Efendinin “DİLİMİZ VE KÜLTÜRÜMÜZ” adlı eserinden alıntılar yapılarak hazırlanmıştır.

İbrahim Yavuz ZARİFOĞLU

01 Cemaziyelevvel 1442

Tagged
İbrahim Yavuz ZARİFOĞLU
Baba tarafından, orta Asya dan Maraş a göç eden Kafkas bir ailenin uzantısı olup Zarifoğlu ailesine mensuptur. Merhum Şair- Yazar Cahit Zarifoğlu' nun yeğenidir. Anne tarafı 1800’lü yılların başlarında Kastamonu’dan İstanbul’a göç etmiş bir aile. Hanoğulları ismi ile maruf. 1957 Şubat’ında, İstanbul/Fatih/Hırka-ı Şerif’te dünyaya geldi. İstanbul’un sur içini ve dört cephesini iyi bilen şairin bu şehre ait anıları duygulu ve çok zengindir. Hayatının dem tutan anları hep bu mübarek şehirde gizlidir. Babasının asker oluşu, bu cennet vatanın çok köşesini görme imkânını verdi. İlk ve ortaokulu Gaziantep ve Ankara, liseyi İstanbul ve Maraş, yüksekokulu ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. İlk İstanbul şiirlerinin tarihi 1980’li yıllara uzanır. Ancak yeniden toplanarak düzenlenmesi 2004, kitap haline gelme düşüncesi ise 2009’da tamamlanır. Şair İbrahim Zarifoğlu’nun Türkiye genelinde açılan şiir yarışmalarında; derece, mansiyon ve jüri özel ödülleri bulunmaktadır. Özel ve kamu kuruluşlarında yöneticilik yapan şair 1980-1996 yılları arasında dönem dönem İstanbul’un güzide liselerinde ücretli edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Evli ve altı çocuk babası olan şair, bir kamu kuruluşunda halen yönetici olarak çalışmaktadır. Şairin bugüne kadar Üçü müstakil " İstanbullu Şiirler " olmak üzere, yayımlanmış 8 adet şiir kitabı bulunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.