Bismillah.

Eli kalem tutan her şahıs, her birey dilin hayat üzerindeki önemini iyi bilir. Zira dil üzerinde kelam etmeyen hiçbir düşünür hiçbir eğitmen, hiçbir âlim yok gibidir.

Dil her şeyden önce hayatta var olmanın kutsal adımı, ilk harf ve hecesidir.
Fert olarak bir minik harfle başlayan hayat adımı, ebedi âleme uzanan sürecin de hiç bitmeyen yürüyüş enerjisidir.
Millet ve devlet diye anlamlandırdığımız büyük kavram oluşumunun da yapı taşları bu bitmeyen enerjinin çoğalması ile varlık bulur.
Kısaca dil; hayatın kelimelerle örülmüş harç ve tuğlası, varlığın cazibeli imgesi, anlaşmanın sembolü, ilmin süsü ve medeniyetin özgün simgesidir.
Dil aynı zamanda varlığın biricik hazinesi ve yakarışın – özgün anlamda duanın kutsal bereketidir.

Dil korunmazsa, millete ve insanlığa lazım olan her değerle birlikte, zamanla tılsımlı bir meşale gibi yanan enerjisini kaybeder ve belli bir süre sonunda bütün heybet ve ihtişamına rağmen- yokluk ve karanlığa mahkûm olur.

Bu yüzden dilin korunması, dinin korunması anlamını da taşır ki; bu varlığın – var olmamızın ana gayesidir.

Zira dil beyandır. Kutsal bir öğreti ile zihinlerimize nakşolunan ilahi ve seçkin bir hediyedir.

Bu yüzden kadim kitabımız Kur’an ,”ER-Rahman” yüce sıfatından hemen sonra, dilin, sonsuz anlamlar yüklenerek zenginleştirdiği Beyan’ı, yani insanoğluna verilmiş en büyük sır olan konuşma yetisini özellikle vurgular “Rahman Suresi’nde.

Dilini kaybeden bir toplum en büyük zenginliğini de kaybeder. Buna bağlı olarak insanlığını da kaybetmesidir. Bu durum aynı zamanda yemyeşil bir vaha iken gittikçe çoraklaşan ve sonra çöle dönen yok oluşunda acı reçetesini de bünyesinde saklamasıdır..
 
Bu yüzden yapı taşımızın harcı olan dilimizi, millet ve fertler olarak bilinç ve özgüven duyguları içerisinde korumak zorundayız.

Millet olarak dünyanın en kadim ve en zengin diline sahibiz.
Çok şanslıyız.
Bu kıymetli hediyenin getirdiği sevinci bilinçle korumak mecburiyetindeyiz.

Zira sahip olduğumuz en kıymetli hazinemiz dilimiz.
Türk Milleti, bayrağının gölgesinde can bulan ölümsüz destanlarına, dilinin zenginliği ile can vermiş ve ebediyete uzanan yol üzerinde kelimelerden burçlar ve kaleler inşa etmiştir.

Dilini kaybeden nice Türk kavimleri ise sonsuzluğa uzanan yolda, parlayıp- sönüveren bir meşale gibi tarihin kayıtlarından silinmiş, karanlığa mahkûm olmuşlardır.
Tarihte dilini kaybetmiş hiçbir topluluk dinini muhafaza edememiştir.
Dilini ve kimliğini koruyan, aynı zamanda vatanı, birliğini ve dinini de koruma gücüne sahiptir.
Çok şanslıyız.
Dilimiz, bütün dünya dillerini kıskandıracak kadar zengin bir muhtevaya/içeriğe sahip.
Yedi yüz bine varan söz varlığı, yapısal zenginliği, kolay anlaşılır kuralları, akrabalık bağlarındaki etkinliği ve nihayetinde kulağa hoşluk veren müzikal estetik ve ahengi ile en güvenilir sade ve zengin bir dildir.
Ve özellikle eklemeli dil yapısından kaynaklanan ayrıcalığı, birçok yapısal zenginliği bünyesinde toplaması dilimizi daha farklı bir donanıma sahip kılmıştır.

Yazım dili olarak 1500, konuşma dili olarak beş bin yıllık bir maziye sahip oluşu ve dünyada üç yüz milyona yaklaşan konuşanı ile yenidünya düzeninin en büyük güçlerinden birisi olacağının da habercisidir.

Bu hâl Türk Milleti için Rabbani bir lütuftur.
Bu lütuf ki kutsi bir koruma, manevi bir şemsiye ve emanet edilebilecek bir gücün ruhunu bünyesinde barındırma şansıdır.
Muhteşem dilimiz: ruhuyla, varlığıyla ve anlamlar yüklenmiş engin zenginliği ile ne kadar iftihar edilse azdır.
Ne kadar öğünülse yine de karşılığı değildir.

Bir Devlet i Aliyye i Osmanlı olarak, (bakın imparatorluk demiyorum zira imparatorlukta kan, gözyaşı ve kaos hakimdir ve bize hiç yakışmayan bir yönetim örtüsüdür.) yüklendiği yüce ve kutsal emaneti, yemyeşil bir bayrak olarak 600 küsur yıl dünyanın en yüksek gönderinde tutmayı başarmıştır.
Bu muhteşem başarı öyküsünün altında dilimiz ve dilimizin asaleti olan adaletimizle perçinlemiş bir millet olmanın sırrı yatar.

Muhteşem dilimize sahip çıktığımız takdirde, Yüce Rabbimizin izni ile daha nice yüzyıllar dünyanın kaderinde söz sahibi olmaya devam edeceğiz.

Bir bilgeye sormuşlar: Bir ülkeyi idare etmeye çağrılsaydınız ilk iş olarak ne yapardınız?
“İşe dil ile başlar, önce onu düzeltir ve muhafaza etmeye çalışırdım. Zira dil düzgün olmazsa, kelimeler düşünceyi düzgün anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılmasa yapılması gereken şeyler iyi yapılamaz. Buna bağlı olarak Ahlak ve kültür bozulur, adalet şaşar. Adalet yolunu şaşırırsa halk güçsüz ve korunaksız kalır. Ve şaşkınlık içerisine düşer. Şaşkınlığa düşen bir toplumun yıkılması ise mukadder olur.”

Bu yüzden hiçbir şey dil kadar, dile yüklenen anlam kadar önemli değildir!

Heyecanımız bu yüzdendir.

Ve okumak en yüce bir heyecandır.

Bir minik not olarak ifade etmem gerekirse: Bu konu ile alakalı olarak kaleme alınmış yüzlerce kıymetli eser mevcut.
Rabbim nasip eder kısmet olursa, önümüzdeki yazılarda önemine binaen dil konusunu biraz daha derinlikli olarak, mehazlar/alıntılar yaparak irdeleyeceğiz.

Selam ve saygılarımla.

İbrahim Yavuz ZARİFOĞLU
1 Rebiulevvel 1442






Tagged
İbrahim Yavuz ZARİFOĞLU
Baba tarafından, orta Asya dan Maraş a göç eden Kafkas bir ailenin uzantısı olup Zarifoğlu ailesine mensuptur. Merhum Şair- Yazar Cahit Zarifoğlu' nun yeğenidir. Anne tarafı 1800’lü yılların başlarında Kastamonu’dan İstanbul’a göç etmiş bir aile. Hanoğulları ismi ile maruf. 1957 Şubat’ında, İstanbul/Fatih/Hırka-ı Şerif’te dünyaya geldi. İstanbul’un sur içini ve dört cephesini iyi bilen şairin bu şehre ait anıları duygulu ve çok zengindir. Hayatının dem tutan anları hep bu mübarek şehirde gizlidir. Babasının asker oluşu, bu cennet vatanın çok köşesini görme imkânını verdi. İlk ve ortaokulu Gaziantep ve Ankara, liseyi İstanbul ve Maraş, yüksekokulu ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. İlk İstanbul şiirlerinin tarihi 1980’li yıllara uzanır. Ancak yeniden toplanarak düzenlenmesi 2004, kitap haline gelme düşüncesi ise 2009’da tamamlanır. Şair İbrahim Zarifoğlu’nun Türkiye genelinde açılan şiir yarışmalarında; derece, mansiyon ve jüri özel ödülleri bulunmaktadır. Özel ve kamu kuruluşlarında yöneticilik yapan şair 1980-1996 yılları arasında dönem dönem İstanbul’un güzide liselerinde ücretli edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Evli ve altı çocuk babası olan şair, bir kamu kuruluşunda halen yönetici olarak çalışmaktadır. Şairin bugüne kadar Üçü müstakil " İstanbullu Şiirler " olmak üzere, yayımlanmış 8 adet şiir kitabı bulunmaktadır.

2 Yorum Yapılmış “Dil en kutsal hazinedir

  1. Kaleminize sağlık hocam güzel bir yazı olmuş, özellikle günümüzde gençleri bu konuda daha duyarlı olması konusunda bilinçlendirmek lazım. Selam ve dua ile.

  2. Saygılar ve selamla
    Dilin Türkçemizde eş anlamlı olarak konuşulan dil ve tad alma ve konuşmamızı sağlayan organımızın adı olması münasebetiyle ayrı bir mana içersede konuşamayan biri için dilsiz deriz ya işte dilsiz biri konuşamadığı için işaretlerle derdini anlatır.Demek istediğim şudurki ayrıyeten iki farklı ülkeden ayrı lisanı konuşan kişilerde işaret diliyle dertlerini birbirlerinin dillerini anlamasalarda anlatabiliyorlar.konuşabilinen dille
    İşaret diliyle de olsa insanlar birbiriyle anlaşabiliyor.
    Tabiki dilimiz dünyanın çoğu yerinde konuşulsada çok eski tarihlere dayanan Türklerin dünya üzerinde çoğu ülkelere yerleşmiş göç etmiş yayılmış olmasındandır.
    Dil ile alakalı ayrı bir konuya dikkat çekmek istedim.
    Tabiki konu olan dil olayı teyzem oğlu ibrahim abim güzel anlatımla kaleme alıp anlamlı sunum yapmış.
    saygılar selamlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.