Bismillah.

Ülkemiz bu günlerde çok heyecanlı çok çalkantılı bir yol üzerinde ilerlemeye çalışıyor. Bir yanda devlet olmanın en üst seviyede mücadelesini verirken bir diğer yanda covid imtihanını en az hasarla atlatmanın mücadelesi içerisinde.

Çevremizdeki alev topu her geçen biraz daha büyümekte ve coğrafyamıza biraz daha yaklaşmakta.

Acil bir birlikteliğe ve önemli yakınlaşmaya her zamandakinden daha çok ihtiyacımız olduğu aşikâr.

Seküler dünyanın-kanlı kapitalizme ivme veren ülkelerin yüzyıllar öncesi hazırlayıp hayata enjekte ettiği projeleri bütün vahşetiyle uygulamaya koyduğundan, hakiki sayılabilecek algıları tamamen bozmuş; zihinlerde ve gözlerde görüntü kirliliğini yapmayı başarmıştır.

Çözüm yollarının en sağlıklı hâli olayı mutlak tespit etmenin ruhunda gizli. İlk düğmeyi yanlış bağlamanın getirdiği yanlışlık diğer düğmelerin yanlış ve dengesiz olmasını getiriyor şüphesiz!

Algılara kargaşa hâkim.

Sabit ve durağan düşünce, büyük oranda işlevini yitirdiğinden eylem plânından çıktı.

Dünya hegemonyası korkunç derecede hızlı, aktif ve etken duruşuyla her şeyi menfi anlamda çepeçevre sardı.

Siz, artık siz değilsiniz.

 Sizi başkaları nasıl tarif ediyorsa hangi şekle nasıl bir karmaşayla yerleştiriyorsa o’sunuz.

 Siz istemediğiniz, mücadele verdiğiniz halde öteki oluyorsunuz. Öyle isteniyor çünkü!

Günlük yaşanan hayat karmaşası ve debdebesi içinde sakin ve huzurlu bir yaşam anını yakalayamıyorsunuz. Çevresel şartlar ve hayatın kendine has dayatılan yaşam mücadelesi size bu imkânı asla tanımıyor. Zamanınızı büyü oranda kısıtlıyor ve yapmanız gereken acil işleri ertelemek zorunda kalıyorsunuz.

Toplum olarak yalnızız, fert olarak yalnızız. Yalnız olmaya mahkûm edilmiş bir proje ürünü gibi kendi varlığınızı tanımanın iç mücadelesini veriyoruz.

Düşünsel eylem olarak kıskanç ve haset duygularının içinde olmaya zorlanıyoruz.

Çünkü diğer ferdin, yani komşunun, akrabanın vs. çocuğu en tanınmış bir kolej öğrencisi iken sizin evladınız sıradan bir okulda, yarısı boş geçen, abur–cubur algılar içerisinde devlerle birlikte aynı sistem ve şartlar altında imtihana hazırlanıyor, hazırlanmaya mahkûm hale getiriliyor.

O, yani öteki(!), en tanınmış bir üniversitenin öğrencisi adayı olurken, siz yani ötekileştirilmiş(!) fert olarak hiçbir önemi olmayan bir okulun zavallı öğrencisi olarak hayata merhaba demek zorunda kalıyorsunuz. Okumak ayrı bir eylem, iş bulmak çok daha farklı kargaşa zaten.

Bu tanımlanmamış algıyı bize dikta eden seküler dünya felsefesi bir boyun bağı gibi, pis bir kaşkol gibi maalesef hayatımıza istenmeyen nahoş bir parazit gibi yapışmış durumda. İşin üzücü tarafı.

Hayat o kadar sistematik ve hızlı bir biçimde akıyor ki, durup düşünme eyleminden, silkinip kendimize gelme durumundan farkına varmaksızın uzaklaştırılıyoruz.

Ağır ekmek kavgası mücadelesi vermek zorundayız. Bu bağlamda hayatın en acı gerçeği ile karşı karşıyayız. Hayatımız tarifsiz bir sarmalın içinde düğümlenmiş bir vaziyette.

 En kıymetli zaman varlığımız yollarda tüketiliyor.

Süslü ve magazinsel görüntü, basın, günlük hayatın zor ve çetrefilli hayy-huyu sizi çıkılması zor bir cendere içerisine mecburen hapsediyor.

Bu minvalde; donuyoruz-donduruluyoruz-donuklaşıyoruz!

Bütün mücadelemize rağmen gerek ülke bazında gerek fert bazında bu alevli tarlanın içerisinden sıyrılamıyoruz.

Hele hele Allah göstermesin ekstra sağlık sorunları, bilinmeyen ve hesap edilemeyen yeni ekonomik sapmalar bizi tamamen yolun karşı tarafına geçmeye zorluyor ve tamamen istenildiği gibi ötekileşiyoruz.

Tuzağa düşmüş veya düşmeye hazır bir hale getiriliyoruz sistematik bir şekilde.?!

Ve maalesef, ben varım, ben yaşamalıyım ve ben olduğum sürece anlam kazanmalı her şey olgusunun bir ferdi oluyoruz.!

 Mutlak ego tasnifi bir ritüele dönüştürülüyoruz. Şiddetli karşı koyuşa/direnişe rağmen, hâlâ duruşu ses getiren bir dinamizmi sağlayamıyoruz?!

İşte işin mihenk noktası da burası ya zaten!

Genelde sefil bir gönle sahip oluşumuz doğal olarak, başarısız, aksiyoner ve fedakâr olmayışımızı tetikliyor.

Bu durum; hiç şüphesiz böyle olmamızı isteyen derin düşünce hesaplarının üzerimizde can bulmasına zemin hazırlayan ve hesaplarını pazarlayıp bizi sahalarına çeken zihniyetin önüne bir set oluşturacak birlikteliği sağlayamamamızdan kaynaklanıyor.

Birbirimizi sevmiyoruz ama işin acı tarafı seviyor görünümünde bir tavır sergiliyoruz.

Tavırlar asla böylesine ajite edici ve ikiyüzlü olmamalı. Bir an evvel samimi olmanın gayretine girmek zorundayız.

Bu derin asliyete / ruh zenginliğine mutlak olarak dönmek zorunluluktayız.

Kendimiz olmak ve kendimizce düşünmek zorunluluğunu kararlı bir şekilde hayata geçirmeliyiz.

Mücadele veren bilgili, samimi ve ilimle donanmış insanları korumalı ve gözetmeliyiz.

Bu samimi gayretkeş insanları her ne pahasına olursa olsun, sımsıkı tutmalı ve her türlü fedakârlıklarla onlarla hem-hâl olmalıyız.

Ülkemizin bu zor ve çalkantılı yollardan daha sağlıklı ve rahat geçebilmenin yegane ölçü ve anlayışı, karşı tarafı ötekileştirmeden, kendi-kendimize daha sağlıklı empati yapmanın içinde gizli.

Ben yerine biz olmanın zevkine ermeliyiz artık…

Bir minik not: Müjdecimiz, baş tacımız, güzide efendimizin (SAS) dünyaya teşrif ettiği bir güzel ayında âlemi İslâm’ a ve kardeşlerime hayır, sağlık ve bereket getirmesini Rabbimden niyaz ederim.

İbrahim Yavuz ZARİFOĞLU

1 Rebiyülevvel 1443

Selam ve dua ile.

İbrahim Yavuz ZARİFOĞLU
Baba tarafından, orta Asya dan Maraş a göç eden Kafkas bir ailenin uzantısı olup Zarifoğlu ailesine mensuptur. Merhum Şair- Yazar Cahit Zarifoğlu' nun yeğenidir. Anne tarafı 1800’lü yılların başlarında Kastamonu’dan İstanbul’a göç etmiş bir aile. Hanoğulları ismi ile maruf. 1957 Şubat’ında, İstanbul/Fatih/Hırka-ı Şerif’te dünyaya geldi. İstanbul’un sur içini ve dört cephesini iyi bilen şairin bu şehre ait anıları duygulu ve çok zengindir. Hayatının dem tutan anları hep bu mübarek şehirde gizlidir. Babasının asker oluşu, bu cennet vatanın çok köşesini görme imkânını verdi. İlk ve ortaokulu Gaziantep ve Ankara, liseyi İstanbul ve Maraş, yüksekokulu ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. İlk İstanbul şiirlerinin tarihi 1980’li yıllara uzanır. Ancak yeniden toplanarak düzenlenmesi 2004, kitap haline gelme düşüncesi ise 2009’da tamamlanır. Şair İbrahim Zarifoğlu’nun Türkiye genelinde açılan şiir yarışmalarında; derece, mansiyon ve jüri özel ödülleri bulunmaktadır. Özel ve kamu kuruluşlarında yöneticilik yapan şair 1980-1996 yılları arasında dönem dönem İstanbul’un güzide liselerinde ücretli edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Evli ve altı çocuk babası olan şair, bir kamu kuruluşunda halen yönetici olarak çalışmaktadır. Şairin bugüne kadar Üçü müstakil " İstanbullu Şiirler " olmak üzere, yayımlanmış 8 adet şiir kitabı bulunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.