Biz, bütün insanlara en içten, en halis, en ilahî duygular besliyoruz. Kimseye kastımız, garazımız yok. İnsanlığın iyiliğini istemekte, hayrını murad etmekteyiz.

Yunus Emre gibi götürü pazar eylemiş, “yaradılanı Yaradan’dan ötürü” hoş görmüşüz.

Düşünce tarzımız ve kafa yapımız şöyle:

Cihan halkı iki ana bölüktür:

1. Mü’minler, müslümanlar;

2. İnanmayanlar, gayrimüslimler…

Bunlardan mü’minler, kardeşlerimizdir. Onlara dostluk elimizi uzatmış, kucak açmışız. Bazıları henüz bizi tanımasalar, hatta yanlış yorumlasalar, aleyhimizde bulunsalar, husumet besleseler bile biz onları sevmekteyiz. Bir gün gelip birbirimizi daha iyi anlayacağımızı temennî ederek ve ümitle bekleyerek… diyoruz ki:

Yıkanlar hâtır-ı nâ-şâdımı yâ Rabb şâd olsun

Benim-çün nâ-murâd olsun diyenler ber-murâd olsun.13

Biz, ilahî bir kardeşliğe sahip müslümanların, birbirlerine zulmetmemesi, kardeşini düşmanın pençesine teslim eylememesi, terk etmemesi, yardımsız, yardımcısız bırakmaması, hor ve hakir görmemesi; bilakis her vesileyle, her zaman, her yerde, malıyla, canıyla, gönülden desteklemesi gerektiğinin idraki içindeyiz. Bir müslümanın, diğer müslümana canı, kanı, malı, ırzı, şerefi… haramdır; yani onlara el uzatamaz, suikast edemez; tam aksine, koruyup kollaması gerekir.

Başkaları gibi soy sop, ırk, milliyet, bölge, hâkimiyet, üstünlük, maddî menfaat, dil, tarih ve mâzî dâiyesi ve taassubuyla hareket etmiyoruz. O merhaleyi aşmışız, bu konulardaki kısır çekişmeleri yanlış, ters, zararlı ve hüsranlı görüyoruz.

Eğer zaman zaman ülkemizi, insanımızı, milletimizi, tarihimizi, kültür ve medeniyetimizi sevgiyle anıyorsak, bu şovenliğimizden değildir; vefa duygumuzdandır, aslımızı neslimizi inkâr etmediğimizdendir, –ecdadın çoğunlukla– gerçekten has, halis, temiz, pak, asil kimseler olduğunu mukayese ederek görüp anlamış olduğumuzdandır; başka insanlara karşı ayrılık, gayrılık, üstünlük, büyüklük iddiası güttüğümüzden değil. Hele Osmanlı’yı hatası ve sevabıyla sevmiş, savunmuşsak bu, onların İslâm’a bağlılıklarından ve dinimize hizmetlerinden dolayıdır.

Gayrimüslimlere ve inanmayanlara gelince; biz onları da Hz. Âdem’den (as.) kardeş biliyoruz:

Benî Âdem a’zâ-yı yek-dîgerend

Ki der âferîniş zi yek gevherend.

(Manası: Âdemoğulları bir vücudun parçaları gibi birbirlerinin uzuvlarıdır. Çünkü yaratılışta aynı cevherden oluşmuşlardır.)

Ayrıca onları, sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in bir başka tür ümmeti “Ümmet-i Dâvet”i olarak görüyoruz. Çünkü hakikatte Efendimizin (sas.) davetine ve risalet hitabına onlar da muhataptır. İman, içlerinde, –imkân olarak– bilkuvve mevcuttur, belki ileride fiilen zuhura gelecektir. Bazıları din kardeşlerimiz olacaklardır ve olmaktadırlar.

Bize düşen görev, onların da Hakk’ı bulmasına ve gerçekleri görmesine yardımcı olmaktır. Onlara şimdi acıyor, şefkat besliyoruz. İki cihanın saadetine ermeleri için onlara İslâm’ı iyi anlatmalı, ilahî sorumluluklarını tebliğ etmeli, iman telkin eyleyerek, ebedî hüsrana uğramaktan kurtarmaya çalışmalıyız.

Şu kadar var ki bu asil duygularımızı ve müsamahamızı istismar ettirmeyiz. Zulmü, kaba kuvveti, barbarlığı, tecavüzü hoş görmez; zalime yardakçı, yardımcı ve alkışçı olamayız, masumların hakkını çiğnetmeyiz.

Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem,

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Zâlimin hasmıyım ammâ, severim mazlûmu,

İrticanın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?14

Çünkü Allah (celle celâlüh) bizi, emr-i mâruf, nehy-i münker yapmak ve fî sebîlillâh cihad ederek cihanda sulh ve sükûnu sağlamak üzere vazifeli en hayırlı ümmet kılmıştır.

Çeşitli haksızlıklara, adi tecavüzlere ve kışkırtmalara, ümmet ve millet olarak hemen sert karşılık vermiyorsak bu, derya-dil (deniz gibi engin gönüllü) olduğumuzdan ve karşımızdakine, hatasından dönme fırsatı vermek istediğimizdendir. Kalktığımız zaman sillemiz sert olur, karşıdaki kurunun yanında yaş da yanar diye titizlenir, vebalden kaçarız o kadar…

Tarih boyunca kazandığımız başarı ve zaferleri, ülke ve gönül fetihlerini işte bu iman, idrak ve izanımıza borçluyuz.

Dipnotlar

1. Nâ’ilî-i Kadîm Divânı, s. 149.

2. Mehmet Akif Ersoy, Safahat, s. 361-362.

Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN (Rh.A)

İslam Dergisi Başmakaleleri / Mayıs 1984

Kaynak: iskenderpaşa: Biz ve Diğer İnsanlar (iskenderpasa.com)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.