Bilgi, kutsal ve evrensel bir emanettir.

Zira kaynağı kutsal olan her birikim, kutsiyet kaftanına bürünmüş ve daima yeni ufuklar penceresine kanat açan sırlanmış bir zümrüt-ü ankadır.

Bu hâl, gönül ve ilim insanlarına ezelde bahşedilmiş bir lütuf, bir estetik ve teveccühtür.

Çalışma ve gayretin insanoğluna hediye edilmiş muhteşem kazanımıdır..

Bilgi en yüce manevi bir kanattır.

Belki yere hiç inmeden aylarca sonsuzluğa kanat açabilir.

İnsanoğlu bilginin derin ve engin zenginliği ile garip ve bîçare hâlinden, sultanlar meclisinin değişmez bir kaderi olarak kendine yer bulabilir. Bu durum zahirin açık bir makamı olmakla birlikte, batının / görünmez mevkiinin de yansıyan billur bir aynasıdır aynı zamanda..

İlimden, ilim meclislerinin manevi sofralarından uzak olanlar bu muhteşem ve mümtaz hâlin zevkine asla erişemezler.

İlim, akıl ve tecrübe ile zenginleşir.

Aklın tükenmeyen tek yakıtı ilmin zengin hazinesidir.

Her harf, her kelime, her cümle aklı besler ve zenginleştirir.

Bitmek bilmeyen bir hazineye dönüşür.

Bu mukaddes hazinenin altın anahtarı, hayatın değişmez bir imgesi olan maneviyat sırrında saklıdır.. Maneviyatın sırrı ise ahlakın derinliğinde.. 

Tıpkı bir istiridyenin içinde oluşan inci tanesi gibi..

Sabırla, gittikçe pırıl pırıl parlayan ve beyazlaşan, çevresini aydınlık kılan bir güzellik misali.

İlim yüklenmiş ahlâk, beyazlaşıp nurlandı mı, ilim bir nur halesine dönerek çevreyi aydınlık kılmaya başlar..

Dillerden – gönüllere, kelâm kelâm dökülür bu parlak inci taneleri.

Ve kelâm zenginleşip dem tutunca, Kelâm-ı Kibar a döner ki ; artık ahlakın, aklın ve bilginin temiz ruhaniyeti mümtaz bahçelere serpiştirilmiş tohumlara dönerek devasa kadim çınarların sırlarını saklamaya başlarlar..

Yüce ve serin olarak.

Bahçelere serpiştirilen tohumlar ise her biri rengârenk çiçekler hâlini alarak, çevreyi eşsiz güzellikte bahçelere çevirirler.

Bu güzide bahçenin her ziyaretçisi, bu eşsiz güzellikteki çiçeklerin rahiyası, ilahi neşvesi ile mest olurlar.

İşte kemale ermiş, kendini koruyup temizlemiş olan ki, biz, bu güzel sırra eren kalplere de mutmain kalpler diyoruz. Yeni bir can bulmanın sırrına ermiş, daha da beyazlamış makam sahibi kalpler.. 

“Eyyam-ı iyd” in ” beyaz günlerin ” sırrı da bu güzelliğin esrarında saklı.

Beyazlık estetiğine erişen kalp işlenen her bir olumsuz tavırla, siyah noktaların çoğalması saadetinde gittikçe siyahlaşması sırrı da burada gizli..

Kelâmın dile düşüp, kalbin cilalandığı her ulvi terennüm ki biz buna zikr diyoruz, hayatı gittikçe nurlu bir kalıcılığa dönüştürür.

Velhasıl, hepsi dilin altında yatan mücevherlerin kelâm ile hayat bulmasına bağlıdır.

Bu yüzden kelâm;  ilimdir, ahlaktır..

Mücevherlerin takıldığı gönül ne kadar kibar , ne kadar zarif ise o derece alçak gönüllü bir  ilim zenginliğidir..

Tevazu ile süslenen ilim ise ulvidir.

Bu yüzden ilim, kutsal ve evrenseldir.

Sizi çölün ıssızlığından – gür ormanların en yüce serinliğine iletebilir..

Hem bir çınarın yüceliğinde ve muhteşem heybeti ile birlikte..

Dil ve Kelâmın yüce erdemi ile ilgili yazılara devam edeceğiz İnşaallah..

Selâm ve dua..

İbrahim ZARİFOĞLU

11 Safer 1442

Sözlük

  • Kaftan: Boydan boya giyilen bol süslü giysi.
  • Lütuf: Rabbimizin bizlere maddi ve manevi ikramı, ihsan.
  • Teveccüh: Bir şahsa/kişiye veya olaya yönelmek.
  • Bî çare: Çaresiz.
  • Mukaddes: Mübarek olan tevhid cümlesi, ifadeler. Kelime ve mekân bağlamında söylenen sözler..( Örneğin ; mukaddes ev- Mescid i Aksa..)
  • Hâle: Baş üzerinde nurdan bir taç. Işıklı bir görünüm.
  • Kadim: eski, eskiye ait kıymet.
  • Güzide: Seçilmiş, seçkin olan.
  • Rahiya: çok hoş kokulu olan.
  • İlâhi neşve: Manevi sevinç.
  • Mest olmak: Karşılaşılan bir sevinç karşısında mutluluğa ermek.
  • Eyyam-ı iyd: Beyaz günler ( hicri ayların 13_14_15 günleri) sevinç yüklü günler.
  • Terennüm: Güzel, hoş sesleri ifade etmek, hoş seda ( sesleri) tekrarlamak.
  • Velhasıl : Bundan böyle, bu aradan sonra.
  • Kelâm ı Kibar : Yüksek anlamlar içeren şık ve kıymetli sözler.
Tagged
İbrahim Yavuz ZARİFOĞLU
Baba tarafından, orta Asya dan Maraş a göç eden Kafkas bir ailenin uzantısı olup Zarifoğlu ailesine mensuptur. Merhum Şair- Yazar Cahit Zarifoğlu' nun yeğenidir. Anne tarafı 1800’lü yılların başlarında Kastamonu’dan İstanbul’a göç etmiş bir aile. Hanoğulları ismi ile maruf. 1957 Şubat’ında, İstanbul/Fatih/Hırka-ı Şerif’te dünyaya geldi. İstanbul’un sur içini ve dört cephesini iyi bilen şairin bu şehre ait anıları duygulu ve çok zengindir. Hayatının dem tutan anları hep bu mübarek şehirde gizlidir. Babasının asker oluşu, bu cennet vatanın çok köşesini görme imkânını verdi. İlk ve ortaokulu Gaziantep ve Ankara, liseyi İstanbul ve Maraş, yüksekokulu ise 1980 yılında İstanbul’da tamamladı. İlk İstanbul şiirlerinin tarihi 1980’li yıllara uzanır. Ancak yeniden toplanarak düzenlenmesi 2004, kitap haline gelme düşüncesi ise 2009’da tamamlanır. Şair İbrahim Zarifoğlu’nun Türkiye genelinde açılan şiir yarışmalarında; derece, mansiyon ve jüri özel ödülleri bulunmaktadır. Özel ve kamu kuruluşlarında yöneticilik yapan şair 1980-1996 yılları arasında dönem dönem İstanbul’un güzide liselerinde ücretli edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Evli ve altı çocuk babası olan şair, bir kamu kuruluşunda halen yönetici olarak çalışmaktadır. Şairin bugüne kadar Üçü müstakil " İstanbullu Şiirler " olmak üzere, yayımlanmış 8 adet şiir kitabı bulunmaktadır.