Yayıncı ve yazar olarak, her gün 10-15 gazete ve çeşitli dergileri incelemek zorunda kalıyorum. Elhamdülillah Müslüman olduğumdan, her işe Allah’ın rızasına uygunluk bakımından eğiliyor; her olaya, onun İslâm’a faydası veya zararı olup olmadığı yönünden bakmaya; yazarları, yorumları, yazıları, haberleri, hatta resim ve karikatürleri bile o açıdan mü’min gözüyle değerlendirmeye çalışıyorum. Her gerçek dindarın İslâm’ı yüceltmek ve yaymak, kollamak ve gözetmek zorunda ve görevinde olduğuna bütün kalbimle inanıyorum.

Esefle görüyorum ki Müslümanlar her ülkede çok büyük tehlikelerle karşı karşıya; onlara kim sahip çıkacak? Ne yazık ki çoğu gafil ve cahil, dünya politikasından, İslâm düşmanı ve rakibi süper güçlerden ve onların gizli emel ve faaliyetlerinden bîhaber; ülkelerinde çalışan yabancı gizli teşkilatları, onların plan ve propagandalarını, oyun ve entrikalarını bilmiyor, anlamıyor. Birçok aydın ve politikacı onlara alet olmuş, halkın büyük kesimi onların yardakçısı, destekçisi ve yandaşı, ilim erbabı bile işin özünün farkında değil. Avam, aslında kendisinin celladı ve can düşmanı olan hain ve zalimleri seviyor ama menfaatlerini savunmakta olan hakikî dostlarına düşman gözüyle bakmakta…

Kendisini felaketten felakete sürüklemiş batıl ideolojilerin, dinsiz ve imansız, acımasız ve vicdansız çığırtkanların yolunu tutturmuş ama kurtuluşunu sağlayacak gerçek şifa reçetelerini reddetmekte…

Bu arada okuyucularıma, söylediğim konularda çok faydalı ve güzel bilgiler ve belgeler sunan orijinal bir cep kitabını okumalarını hararetle tavsiye ederim: Ahmed Varol, İslâm Dünyasından Kesitler, Seha Yayınları, nr. 50, Cihad Serisi 1.

Bu tür eserlerin okunması, Müslümanların, birbirlerinin meselelerini tanıması, birleşmesi, iş birliği yapması ve nasıl çalışması gerektiği konularında da yeni fikirler kazanmasına, çalışma azim ve gayretlerinin kamçılanmasına yardımcı olacaktır şüphesiz.

Kitaptan ilginç bir paragraf:

“1971 senesinde New York’ta, Orta Doğu’da yapılması planlanan yeni kiliselere yardım toplamak için bir misyonerin yaptığı konuşmada şöyle dediği naklediliyor:

Muhammed, Mesih’i Arap yarımadasından kovmuştu. Fakat Mesih (burada Mesih derken Hz. İsa değil, Hıristiyanlık kastediliyordu) yirminci yüzyılda o yarımadaya tekrar zaferle dönecektir.

Ve eğer siz Arap yarımadasında yapılacak kiliseler için bağışta bulunursanız, Hristiyanların, Mekke’de, Kâbe’nin yanına bir kilise yapma hayallerini gerçekleştirmelerine yardımcı olacaksınız…” (s. 14-15).

Bugünlerde radyo ve televizyonlarda basın ve yayın âleminde, gençlik kesiminde, taşra halkı arasında İslâm düşmanı şeytanî güçler çok hızlı bir çalışma içine girdiler. Hiç mübalağa etmiyorum, biz toptan sahip çıkıp korumaz ve var gücümüzle çalışmazsak yakın bir gelecekte millî ve dinî kültürümüz batacak, ayrıca Müslümanlar tüm ülkelerde çok büyük zararlara uğrayacaklar.

Türkiye’nin Avrupa Topluluğu’na girmesi, zaten çok kısıtlı olan hareket ve faaliyet imkânlarımızı toptan yitirmemize yol açacak, bizi o toplulukta istenmeyen, eritilmeye çalışılan, ezilen, hakları çiğnenen zelil bir azınlık durumuna düşürecek, ülkemizi gayrimüslimler ve Ermeniler gibi kindar millet mensupları istila edecek, büyük ekonomik imkânlarımız tamamıyla yabancıların eline geçecek, yurdumuzun en güzel yöreleri büyük örgütler ve zengin Avrupalılarca yağmalanacak, binlerce yıllık şanlı ve imanlı tarihimiz son bulacak… Sebep olanlara yazıklar olsun!

Bu yazım tüm okuyuculara ve ilgililere çok ciddi bir ikaz ve ihtardır. Yüce Mevla bize hakkı hak olarak görüp ona uymayı, batılı batıl olarak görüp ondan korunmayı; ömrümüzü O’nun rızası yolunda geçirmeyi ve tüm Müslümanlar için en faydalı, en verimli çalışmalar yapmayı nasip etsin; gafletten, cahillikten, dalaletten, hatta hıyanetten lütfuyla, keremiyle mahfuz buyursun!

Prof. Dr.  Mahmud Es’ad Coşan (Rh.a) (Kasım 1988)

Tagged